25.4 C
Ankara
Pazartesi, Ağustos 15, 2022
spot_img

Konuk Yazar: ENERJİ SEKTÖRÜNDE BİRLEŞME VE DEVRALMALAR

Av. Çiğdem Dilek

Serbest piyasa ekonomisinin rekabetçi yapısı, şirketlerin entegre üretim veya hizmetlerle pazar hakimiyetlerini artırma ve ihtiyaçları karşılama arzusu ve amaçlarına ulaşırken maliyetleri düşürme yönündeki tercihler şirketleri, başka bir şirketi devralmak suretiyle birleşme veya diğer şirketlerle yeni bir şirkette bir araya gelmek suretiyle birleşmeye yönlendirmektedir. Her sektörde tercih sebebi olmakla birlikte özellikle enerji sektöründe, hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmak ve küresel ölçekte artan enerji talebine yetişebilmek için bu konunun önemi artmaktadır. Birleşme, yurt içindeki şirketler arasında olabileceği gibi yurt içi ile yurt dışındaki şirketler arasında da olabilmektedir.

Şirketlerin birleşme tercihleri, bulundukları ülkenin zamana göre değişen ekonomik konjonktürüne göre değişiklik gösterdiği gibi küresel ekonomideki gelişmelere göre de değişiklik göstermektedir. Ham madde temini, üretim süreçleri ve pazara ulaşım aşamalarındaki rekabetin artması, birleşmelerinde doğru orantılı olarak artmasına; bu durumlardaki kolaylıklar ise şirketlerin bağımsız yapılarını korumayı tercih etmelerine neden olmaktadır.
Şirket birleşmeleri; ortak pazara hitap etme, ulaşılabilirliği artırma, kaynakların verimli kullanılması, risklerin azaltılması, vergi yükümlülüklerinin en aza indirgenmesi, prestij ve karlılığın artırılması, yurt içindeki şirketlerin birleşmelerinde yabancı rekabete dayanma kapasitesinin ve yurtdışı faaliyetlerde bulunma imkânının artırılması, yurt içindeki şirketlerin, yurt dışı şirketlerle birleşmesinde sınır ötesi yeni pazarlara ulaşması başta olmak üzere şirketlere onlarca yönetim, maliyet ve kâr kaleminde pozitif imkânlar tanımaktadır.
Şirket birleşmelerinin pozitif olanakları karşısında; tasfiye ve birleşmenin başarılı bir yönetimle yapılamaması halinde, farklı yönetimlerin birleşmesi sonucu fikir aykırılıklarına dayalı kararların operasyonel süreçlere menfi etkisi, birleşen şirketlerin kurumsal yapılarının birbiriyle adaptasyonunun sağlanamaması birleşmelerin negatif etkileri olarak sayılmaktadır.
Şirket birleşmeleri aynı sektör içerisinde üretim süreçlerinin benzerlik gösterdiği şirketlerin bir araya gelmesi ile yatay birleşme veya tedarik zincirinin farklı seviyelerinde faaliyet gösteren şirketlerin bir araya gelmesi ile dikey birleşme görünümleri ile karşımıza çıkarken; birden çok yatay ve dikey şirketin bir araya gelmesi veya aralarında yatay ya da dikey bir ilişki bulunmayan şirketlerin bir araya gelmesi suretiyle çoklu ve karma birleşmeler de görünüm ve uygulama ile karşımıza çıkmaktadır.
Yatay birleşmelerin temel amacı rakip şirketlerle olan rekabet gücünü ve sektördeki pazar payını artırmaktır. Bunun dışında her birleşme türünün doğal sonucu olarak azalan maliyetler başta olmak üzere ekonomik faydaları için tercih edilmektedir. Ayrıca yatay birleşmelerin üretim ve pazarlama faaliyetlerinde sağladığı etkinlik bu şirketlere, pazar fiyatları üzerinde kontrol sağlamakta, mevzuatın izin verdiği ölçüde fiyatları tespit ve müdahale hakkı tanımaktadır.
Dikey birleşmeler de aynı sektördeki bir ürün veya hizmetin üretimi, dağıtımı ve perakende satışı seviyelerinde faaliyet gösteren farklı şirketlerin bir araya gelmesiyle, diğer bir ifadeyle faaliyet alanları aynı sektörün alt pazarı ve üst pazarı olan şirketlerin bir araya gelmesi ile oluşmaktadır. Yatay birleşmeye göre etkinlik ve pazar alanı daha geniş olan bu türde üst pazarda faaliyet gösteren şirket, alt pazarda faaliyet gösteren şirketle entegre hale gelmekte ve birleşim hem üretim hem de arz noktalarında şirketlere pazara hakimiyet anlamında çoklu faydalar sağlamaktadır.
Yatay ve dikey şirketlerin çoklu birleşimleri haricinde birde aralarında yatay veya dikey ilişkin olmayan şirketlerin birleşmelerinden doğan karma veya çok pazarlı birleşmelerde ise şirketlerin ürünlerinin birbirleriyle olan tamamlayıcılıkları esas alınmakta ve ortak pazara hitap eden farklı ürünlerin tek noktadan arzı amaçlanmaktadır.

 Sermaye Piyasası Kurumu ve bağımsız denetim şirketlerinin yıllara göre birleşme faaliyetlerine ilişkin analizlerinde, birleşmelerin genel olarak yatay ve dikey şekilde yapıldığı daha zor bir sürece tabi olması sebebiyle karma anlaşmaların daha az tercih edildiği görülmüştür. İşlem türü olarak da çoğunluğun devralma suretiyle gerçekleştiği, yeni bir şirkette birleşmenin ikinci planda kaldığı tespit edilmiştir. Birleşmelerin sektörel dağılımında, en çok gıda, tarım, ormancılık, balıkçılık, hayvancılık sektörlerinin birleşme yoluna gittiği, bunu kimya, petrol ve petrokimya şirketlerinin takip ettiği, ardından enerji sektöründeki birleşmelerin geldiği ve sayılan sektörlerin birleşme hususunda diğer sektörlere nazaran ilk üç sırada yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. İşlem sayısı itibariyle gıda sektörü birleşmelerde başı çekse de işlem değeri açısında enerji sektörü ilk sırada yer almaktadır. Ayrıca artan birleşme tercihlerine bağlı olarak işlem sayısı yönünden de enerji sektöründeki birleşmelerin artış eğiliminde olduğu görülmektedir. 

Bununla birlikte, ülkeler bazında en yüksek işlem değeri Türkiye’de gerçekleşirken bunu İspanya, İngiltere, ABD, Malezya ve Rusya takip etmektedir. Ülkemizdeki birleşme işlem ve değerinin artmasındaki sebep, Avrupa Ülkeleri ve ABD ile birlikte, Malezya, Çin, Katar gibi ülkelerin Türkiye’deki yatırımlarının artırması ve artan özelleştirme uygulamalarına bağlı olarak yurt dışı kaynaklı şirketlerin yurt içindeki şirketleri devralmaları olmuştur.


Hukukumuzda, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 136. ve devamı maddelerinde usul ve esasları düzenlenmiş olmakla birlikte, Sermaye Piyasası, Rekabet Hukuku ve Vergi Hukuku mevzuatı başta olmak üzere interdisipliner bir hukuk örgüsü ile şirketlerin birleşmeleri ve bunların sonuçları düzenlemelere tabi tutulmuştur. Bunun sebebi birleşmelerin birleşen şirketlere sağlayacağı yararların, piyasa serbestisine, diğer şirketlere veya kamuya zarar vermesini önlemek, hak ve yükümlülerinin sınırlarını tespit etmektedir. Bu amaçla 6362 Sayılı Sermaye Piyasası Kanunu kapsamında hazırlanan Birleşme Ve Bölünme Tebliği (II-23.2) ile taraflardan en az birinin halka açık ortaklığı olan şirketlerin birleşme işlemlerinin usul ve esasları düzenlenirken, 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 18. Ve devamı maddeleri ile birleşme işlemlerine uygulanacak vergilendirme esasları hüküm altına alınmıştır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 136.maddesinde birleşme, iki veya daha çok şirketin yasal varlıklarını yitirerek yeni bir şirket kurmaları veya bir ya da daha fazla şirketin diğer bir şirkete katılması şeklinde ayrıma tabi tutularak tanımlanmıştır. Devralma yoluyla birleşmede devrolunan şirketin tüzel kişiliği sona ermekte, tüm hak ve borçları devralan şirkete geçmektedir. Yeni bir şirkette birleşmede de aynı şekilde birleşen şirketlerin tüzel kişilikleri sona ermekte, hak ve borçları yeni şirkete geçmektedir.
Türk Ticaret Kanunu türlere göre birleşme hakkını sınırlama getirilmiştir. Bu kapsamda Sermaye Şirketleri ve kooperatifler, sermaye şirketleri ve kooperatiflerle diledikleri sıfat ile birleşebilme hakkına sahipken; kollektif, adi komandit ve şahıs şirketleriyle sadece devralan şirket olmalarıyla kaydıyla birleşme imkânları vardır. Aynı şekilde şahıs şirketleri doğrudan şahıs şirketleri ile birleşebilirken, sermaye şirketleri veya kooperatiflerle sadece devrolunan şirket sıfatı ile birleşme hakkına sahiptirler. Ticari işletmelerde devrolunan sıfatıyla ticari şirketlerle birleşme hakkına sahiptirler.
Devrolunan şirket ortaklarının, mevcut ortaklık paylarını ve haklarını karşılayacak değerde, devralan şirketin payları ve hakları üzerinde istemde bulunma hakları vardır. Bu haklar paylar ve haklar üzerinde doğrudan paydaş olma veyahut hakları nispetinde ayrılma akçesi alma şeklinde kullanılabilmektedir.


Birleşme ve devralma işlemleri Rekabet Hukuku yönünden incelendiğinde ise öncelikle Rekabet Hukuku mevzuatı ve mevzuatın uygulayıcıları, serbest piyasa ekonomisinin devamlılığına zarar verilmemesi için sektöründe veya genel olarak piyasada belli bir pazar gücüne ulaşan şirketlerin kar hedeflerini gözetirken güçlerini, diğer bir ifadeyle piyasa üzerindeki hâkim durumlarını kötüye kullanma amacı taşıyan bir faaliyet içerisine girmemelerini sağlamak ve şirketlerin eylemlerinin sınırlarını çizmeyi amaçlamaktadır. Bu sınırlar çizilirken şirketlerin doğal bir süreç olarak güçlenmesi engellenmemekte ancak şirketlerin bu hakkı korunurken piyasaların denge unsurunun bozulmaması gözetilmektedir. Bu durum hali hazırda sektöründe veya piyasa içerisinde belli bir güce sahip şirketlerin güçlerini ve pazar hâkimiyetlerini birleştirip daha üstün bir konuma geçmeleri sebebiyle önem arz etmektedir.


Bu alandaki düzenleme 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun ile yapılmış ve anılan kanunda, belirli bir piyasadaki bir veya birden fazla şirketin, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat, arz, üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücünü ifade eden hâkim durum tanımlandıktan sonra; konumuz açısından Birleşme ve Devralmalara ilişkin 7.maddesinde, birden fazla şirketin başta hâkim durum yaratması veya hâkim durumlarını daha da güçlendirmesine yönelik, ülkenin bütünü veya bir kısmında, herhangi bir mal veya hizmet piyasasındaki etkin rekabetin önemli ölçüde azaltılması sonucunu doğuracak şekilde birleşmeleri veya devralmalarının hukuka aykırı olarak zikretmiş ve yasaklamıştır. Bununla birlikte birleşme ve devralmaların hukukî geçerlilik kazanabilmesi Rekabet Kurulunun iznine tabi kılmıştır.


Rekabet Kurulu’nun iznine tabi olacak birleşme devralma işlemleri, 2010/4 sayılı Rekabet Kurulu’ndan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ’de belirtilmektedir. Tebliğ gereği birleşme ve devralmaların temel unsuru kontrolde kalıcı değişikliktir. Kontrol değişikliğinin olmadığı veya kontrolün kamu kurum veya kuruluşu tarafından elde edilmesi halleri birleşme veya devralma olarak sayılmamıştır. Kontrol değişikliği hisse veya mal varlığının satın alınması suretiyle fiilen veya sözleşme ilişkisi kurmak başta olmak üzere hukuken bir şirket üzerinde belirleyici etki uygulama olanağını sağlayan haklara sahip olmak anlamına gelmektedir. Her kontrol değişikliği için kurul iznine gerek olmayıp, birleşme ve devralmalarda kurul iznine tabi işlemlerde ciro tavanı belirlenmiş ve birleşme veya devralma işlemlerinde Türkiye ciroları toplamının yedi yüz elli milyon TL’yi ve işlem taraflarından en az ikisinin Türkiye cirolarının ayrı ayrı iki yüz elli milyon TL’yi veya devralma işlemlerinde devre konu varlık ya da faaliyetin, birleşme işlemlerinde ise işlem taraflarından en az birinin Türkiye cirosunun iki yüz elli milyon TL’yi ve diğer işlem taraflarından en az birinin dünya cirosunun üç milyar TL’yi aşması halinde söz konusu işlemin hukuki geçerlilik kazanabilmesi için Rekabet Kurulundan izin alınması zorunlu kılınmıştır.


Diğer yandan şirketler arasında rekabet hukuku bakımından yasak olan eylemlere bakıldığında genel olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacıyla sözleşmeler akdedilmesi, buna yönelik eylemlerde bulunulması yasaklanmıştır. Bunun özel olarak tezahüründe ise;


Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyat ve şartlarının tespit edilmesi,
Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,
• Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi, Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,
• Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,
• Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesinin yasaklandığı görülmüştür.
Aynı zamanda hâkim durumun kötüye kullanılması anlamında, bir veya birden fazla şirketin ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanmasına izin verilmemiş ve kötüye kullanma halleri olarak;
• Ticari faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler,
• Eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması,
• Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi,
• Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticari avantajlardan yararlanarak başka bir mal veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler,
• Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik gelişmenin kısıtlanması sayılmıştır.


Genel izahlarımız ile birlikte enerji sektörü özelinde birleşme ve devralmaların detayları incelendiğinde öncelikle bizi sektörün kendine has yapısı karşılamaktadır. Diğer sektörlere göre sonradan özelleştirmelere bağlı artışın sektördeki talebi artırması ve enerji arzı ihtiyacının yarattığı itici güç, enerji sektöründe birleşmeleri kaçınılmaz hale getirmiştir. Sektör şirketleri, rekabete üzerine kurulu bu piyasada ham madde temininden, arz aşamasına kadarki süreci entegre hale getirme çabası içerisindedirler. Ancak amaçların gerçekleştirilmesinde arz güvenliğinin sağlanması ve sektör taraflarının karşılıklı menfaatlerinin korunması için enerji sektörü, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu başta olmak üzere idarenin gözetim ve denetime tabi, regüle bir piyasa olarak faaliyet göstermektedir.


Bu haliyle enerji sektöründe şirket birleşme veya devralma işlemlerinin yapılabilmesi için Rekabet Hukukundan doğan ödevler yerine getirilmekle birlikte, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun ve kurumun tabi olduğu mevzuatın gereklerinin de yerine getirilmesi ve anılan kurumunda denetimi sonrası izninin alınması gerekmektedir.
Bürokratik süreçler ve izinlerin ticari hayatın hızı karşısındaki durumu tartışmalı olsa da, regüle bir piyasanın doğal sonucu olarak sektör aktörlerinin şeffaf davranma edimleri, yatırımcılarına ve istifade edenlere genel anlamda sektörü, konu özelinde birleşme veya devralamaya konu şirketi araştırma ve takip etme imkânı tanımaktadır. Bunun sayesinde sektör yatırımcıları, yatırımları karşısında sektörden elde edebilecekleri beklentilerini görebildikleri gibi birleşme veya devralma yönünden işlem yapacakları şirketten elde edebilecekleri beklentileri de analiz edebilmektedirler.
Enerji sektörü yatırımcılarının birleşme veya devralma işlemlerinde ister devreden ister devralan tarafında olursa olsun dikkat etmeleri gereken husus, birleşecek şirkete ve birleşmeye ilişkin durum tespiti sürecini (Due Diligence), teknik, hukuki, mali ve idari işlemlere uygunluk yönünden doğru analiz etmeleri ve yönetmeleridir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 223. Maddesi kapsamında, alıcının yapacağı alımı gözden geçirme ve satıcıyı bilgilendirme yükümlülüğünün enerji sektörü özelindeki görünümü Due Diligence süreci olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu durum sektörün yüksek kurulum ve işletim maliyetleri karşısında, sürdürülebilirliğinin sağlanması için birleşme veya devralma öncesinde, işleme konu şirkete ilişkin detaylı analizlerin yapılmasına, risklerin ve kazanımların açıkça ortaya konulmasına duyulan ihtiyaçtan doğmuştur. Zira birleşme veya devralmanın aktörleri olan şirketler, tüzel kişi tacir sıfatına haiz olduklarından, aynı zamanda 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 18/2 maddesi ile basiretli davranmakla ödevli kılınmış ve yapacakları her işte olduğu gibi bu konuda da araştırma misyonlarının önemi kanunen daha nitelikli hale getirilmiştir.


Sektörünün şeffaflığı şirket birleşme veya devralma durum tespitlerini bir nebze rahatlatmaktadır. Ancak sektör bazlı olsun veya olmasın teknik, ticari veya mali süreçlere ilişkin veriler işin niteliğinden veya şirketin yapısından kaynaklı olarak her şirkette aynı şeffaflıkta olmayabilir. Bu durumda taraf şirketlerin araştırma ödevlerini layıkıyla yerine getirebilmeleri için birleşme veya devralmaya konu ana sözleşmeden önce taraflar arasındaki ilişkiyi, denetim süreçlerini, şeffaflığın ve iyi niyetin açıkça ortaya konulacağı bir ön sözleşme diğer bir ifadeyle Engagement Letter yapılmasında fayda bulunmaktadır. Bu sayede tarafların karşılık beklenti farklılıkları giderilebilecektir. Her halükarda şirketlerin ayıba karşı hak ve sorumluklarına ilişkin karşılıklı talepleri Borçlar Kanununun ayıba karşı sorumluluk hükümleri ile Ticaret Kanunundaki özel düzenlemeleri kapsamında karşılanabilecektir.


Diğer yandan sektörde rekabetin korunması için 6446 sayılı elektrik Piyasası Kanunu’nun 5.maddesi ile de piyasada faaliyet gösteren halka açık şirketlerde yüzde beş, diğer şirketlerde yüzde on ve üzerindeki sermaye payı değişikliklerinin ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun iznine tabi olduğu hüküm altına alınmış, ilaveten aynı kanunun 7.maddesinde herhangi bir gerçek veya özel sektör tüzel kişisinin kontrol ettiği üretim şirketleri aracılığıyla üretebileceği toplam elektrik enerjisi üretim miktarı, bir önceki yıla ait yayımlanmış Türkiye toplam elektrik enerjisi üretim miktarının yüzde yirmisini geçemez hükmü ile şirketlerin faaliyetleri tekelleşmeyi önlemek amacıyla sınırlandırılmıştır. Bu hükümler gereği birleşme veya devralma işlemleri ile birleşme ile üretilecek enerji yönünden yasal hadlerin aşılmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.


Aynı şekilde denetime tabi bir piyasa olmanın gereği olarak sektördeki şirketler, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunca faaliyetlerine göre verilen lisanları ile faaliyet gösterebilirler. Bu durumda birleşme veya devralmaya konu şirketin muteber bir lisansının olup olmadığı hususu ile birleşme veya devralma sonrası lisans gerekliliklerinin korunması veya taşınması hususlarının tespiti gerekmektedir.
Yine durum tespitinde yapılması gereken bir diğer inceleme ise birleşmeye konu enerji şirketinin, çevre mevzuatına uygun ve gerekli izinlere sahip olarak faaliyet gösterip göstermediğinin araştırılmasıdır. Çevre mevzuatına aykırı faaliyet gösteren şirketler, aykırılığın derecesine göre süreli faaliyetten men veya para cezası gibi idari yaptırımlarla karşılaşabilecekleri gibi lisanslarının iptali ve faaliyetlerinin durdurulması gibi tamamen de faaliyetlerine son verilme riskini taşımaktadırlar.
Elektrik üretim tesisleri özelinde ayrıca bağlantı ve sistem kullanım anlaşmalarının incelenmesi, birleşmeye konu şirketin muteber bir bağlantı anlaşmasının olup olmadığı, anlaşmaya ihlal anlamında bir fiilinin olup olmadığı ve anlaşma kapsamında birleşme sonrasındaki risklerin analizi önem taşımaktadır.


Enerji sektörünün tamamında geçerli olan bir konuda sigorta yaptırma zorunluluğudur. Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 39.Maddesi, Doğalgaz Lisans Yönetmeliğinin 34.maddesi veya Petrol Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin 49.maddesinde yer alan hükümlerle lisans sahibi şirketlere, faaliyetleri ile ilgili varlıkları korumak veya üçüncü kişilere verebilecekleri zararları tazmin etmek için sigorta mecburiyeti getirilmiştir. Bu husus yine birleşme ve veya devralma konusunda mevcudiyetinin incelenmesi veya kimin tarafından yaptırılacağının kararlaştırılması yönünden önem arz etmektedir.


Hukuki durum tespiti yönünden dikkat edilmesi gereken bir hususta birleşmeye konu şirketlerin taraf olduğu veya olabileceği davaların tespitidir. Başlangıçtaki yeterlilikler dava sonucu iptal edilerek kullanılamaz hale gelebileceği gibi çevre ve diğer mevzuata aykırılıklar sebebiyle açılan bir davanın aleyhe sonuçlanması halinde çevre zararından kaynaklı yaptırımlarla birlikte faaliyet iptali ile de karşılaşılabilir.


Son olarak birleşmeye konu şirketin faaliyet gösterdiği yere özgü izin ve şartların araştırılması önem arz etmektedir. Bu araştırma faaliyet yerinin tapu kaydının incelenmesi başta olmak üzere, mülki idareler veya yerel yönetimlerce verilecek ruhsat ve sair izinlere uygunluğu kapsamaktadır. Bu hususlara aykırılıkta yine faaliyetlerin sona erdirilmesi veya idari yaptırım risklerini taşımaktadır.
Özetle, şirket birleşmelerinin enerji sektöründeki detaylarını incelediğimiz bu yazımızda, hem idarenin kontrolüne hem de hukukun birçok alanındaki düzenlemeye tabi olarak faaliyet gösteren enerji sektörü şirketlerinin birleşme veya devralma işlemlerinde, özellikle hukuk alanı başta olmak üzere, mali, ticari, teknik ve ilgili tüm alanlarda Due Diligence araştırmalarına dikkat çekilmek istenmiş ve birleşme öncesi ya da sürecinde bu araştırmaların ne kadar fazla detaylandırılırsa, o nispette şirketlerin birleşme ile ulaşmak istedikleri amaçlarına fayda sağlayacağının ve risklerini azaltacağının önemi izah edilmeye çalışılmıştır.

Benzer

Sosyal Medya

513BeğenenlerBeğen
431TakipçilerTakip Et
13,019TakipçilerTakip Et

Haber bültenimize abone ol

E-Bülten abonemiz olun, enerji sektörüne dair en güncel haberler ve duyurular her hafta e-posta adresinize gelsin.

En Son Haberler