26.6 C
Ankara
Cumartesi, Ekim 1, 2022
spot_img

KONUK YAZAR: ENERJİ POLİTİKALARI PERSPEKTİFİNDE ENERJİ ARZ GÜVENLİĞİMİZ

Mücahit SAV
EÜAŞ/ETKB Müşavir

Enerji üretimi ve tüketimi, toplumların gelişmişlik düzeyini ve yaşam kalitesini belirlemekte olup, özellikle enerji arzı bir ülkenin milli güvenliği ve geleceğini belirleyen en önemli faktörlerden biridir.

Cari açığın düşürülmesi ve enerji kaynaklarında dışa bağımlılığın azaltılması, Türkiye enerji politikalarının ana gayesidir. Ülke enerji politikaları içerisinde yer alan; elektrik üretiminde kaynak çeşitliliği, doğal gaz ve petrol depolama, iletim ve dağıtım altyapısı ile enerji verimliliği gibi adımlarla arz güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

Türkiye; enerjide 1970’li yıllarda yüzde 50 civarında dışa bağımlıyken, bu oran; 1980’li yıllarda yüzde 60-65, 1990’lı yıllarda yüzde 65-70, 2000’li yıllarda ise yüzde 70-75 civarına yükselmiştir. Yatırım ortamının iyileşmesi ile ekonominin ve yaşam kalitesinin artması sonucu, dışa bağımlılık oranının da giderek arttığı gözlemlenmektedir. Bunun yanında, Türkiye’nin jeostratejik konumundan dolayı enerji koridoru olma potansiyelinden henüz yeteri kadar yararlanılamaması, enerjide dışa bağımlılığı da artırmıştır. Mevcut enerji üretimi, kullanımı ve enerjiye ulaşım yöntemleri değiştirilmediği sürece enerji arz sorunu, tüm dünya ülkeleri gibi Türkiye için de büyük bir sorun olmaya devam edecektir.

Enerji Bakanlığınca enerji arz güvenliğini sağlamaya yönelik olarak alınan hedefler ve atılacak adımlar 2019-2023 yılları arası stratejik planda açıkça belirtilmiştir:

Bu kapsamda; sürdürülebilir enerji arz güvenliğini sağlamak için yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik kurulu gücünün toplam kurulu güce oranının yüzde 65 seviyesine yükseltilmesi sağlanacaktır. Nükleer enerji, arz kaynakları arasına dâhil edilecek ve enerji arzındaki payının artırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülecektir. Doğal gaz ve elektrik altyapısının güçlendirilmesi sağlanacaktır. Petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetlerinin başta denizlerde olmak üzere hızlandırılarak sürdürülmesi sağlanacaktır. Elektrik sektöründe teknolojik dönüşüm uygulamaları yapılacaktır.

Ülke dışından ithal edilen doğal gaz, petrol ve ithal kömür gibi enerji kaynakları ve ülke içinde döviz kurlarının değişkenliği nedenlerinden dolayı hem enerji maliyetleri hem de cari açık oranları etkilenmektedir. Ayrıca petrol türlerinin sadece bir kaç ülkeden ithal edilmesi ile enerji güvenliği sorunu yaşanabilmektedir. Bu nedenle Türkiye’nin, enerji hammaddelerinde dışa bağımlılığını azaltmak ve enerji kaleminin cari açığa minimum etki etmesini sağlamak için yeni ve yerli enerji kaynaklarından ve de alternatif enerji kaynaklarından azami oranda faydalanması gerekmektedir.

Son yıllardaki ülke enerji ithalat miktarları ve sonrasında meydana gelen cari açık miktarları şöyledir:

Enerji ithalat miktarları: Petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki düşmenin etkisiyle, 2016 yılında 27,2 milyar dolar olan enerji ithalatı, 2017 yılında yeniden artarak 37,2 milyar dolar olmuştur. Artış 2018 yılında da sürmüş ve ithalat 43 milyar dolara ulaşmıştır. 2019 yılında ise enerji ithalatı 41 milyar dolar olmuştur. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın 2021-2023 dönemini kapsayan Yeni Ekonomik Programı’nda; enerji ithalatının, 2020 yılında 29,6 milyar dolar, 2021 yılında 36,9 milyar dolar, 2022 yılında 40,5 milyar, 2023 yılında ise 40,8 milyar dolar olarak gerçekleşeceği öngörülmüştür. 2020 yılında gerçekleşen enerji ithalatı yüzde 30 azalarak 28,8 milyar dolar olmuştur. Ancak 2021 yılında petrol, doğal gaz, kömür fiyatlarındaki hızlı artış sonucu enerji ithalat faturası bir önceki yıla göre yüzde 75,3 artış ile Bakanlığın öngörüsünü oldukça aşarak 50,69 milyar gerçekleşmiştir.

Cari açık miktarları: Petrol fiyatlarının düşük seyrettiği 2016 yılında cari açık 32,6 milyar dolar olarak açıklanmıştır. 2017 yılında, petrol fiyatlarında önceki iki yıla oranla artış kaydedilmiş olup, Türkiye’nin cari açığı 47,1 milyar dolar olarak açıklanmıştır. 2018 yılında ise petrol fiyatları 2017 yılına göre bir miktar daha artış göstermesine rağmen Türkiye cari işlemler açığı kur etkisi nedeniyle son 9 yılın en düşük miktarına erişerek 27,6 milyar dolar seviyesine gerilemiştir. 2019 yılında Türkiye’nin cari işlemler hesabı, 2001 yılından beri ilk defa cari fazla vermiştir. Bahsi geçen yıl 1,67 milyar dolar cari fazla verilmiştir. 2020 yılında ise 36,7 milyar dolar cari açık verilmiştir. 2021 yılı cari açık miktarı ise bir önceki yıla oranla yüzde 58 düşerek 14,9 milyar dolar olmuştur.

Görüldüğü üzere yıllara göre cari açık ve enerji ithalat miktarları çok değişkenlik göstermektedir. Her yıl ülke cari açık kaleminin büyük bir bölümü enerji sektöründen kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda toplam yıllık ithalat miktarının önemli bir kısmını da enerji ithalatı kapsamaktadır.

Enerji ithalat faturalarının düşürülmesi ve cari açık miktarlarının en düşük mertebelerde olmasını sağlamak için Türkiye’nin enerjide kendi arz güvenliğini sağlaması gerekmektedir. Bu nedenle belli başlı ulusal ve uluslararası projeler yürütmektedir. Söz konusu enerji politikaları perspektifinde uygulamaya çalıştığı devasa projelerden başlıcaları şöyledir:

Denizlerde Arama Faaliyetleri

Arz güvenliğini sağlamak adına, Karadeniz ve Akdeniz’de derin deniz petrol ve doğal gaz arama ve üretim faaliyetleri artırılarak sürdürülmektedir. Bu kapsamda; denizlerde arama ve sondaj faaliyetlerinin yapılması amacıyla 2013 yılında satın alınan Barbaros Hayrettin Paşa ve MTA tarafından temin edilen Oruç Reis gemileri ile sismik veri toplama çalışmaları yapılmıştır. TPAO’nun satın aldığı Yavuz ve Fatih derin deniz sondaj gemileri ile 2017 yılından itibaren Akdeniz ve Karadeniz’de kuyuların açılmasına başlanmıştır.

2020 yılında Fatih gemisince Türkiye’nin Karadeniz’deki münhasır ekonomik bölgesinde (MEB), yaklaşık 170 km açıkta tahmini 320 milyar m3, sonradan 85 milyar m3 daha ilave olarak doğal gaz keşfi gerçekleştirilmiştir. Bu rezervden yıllık 15 milyar m3 seviyesinde doğal gaz üretimi yapılması beklenmektedir. Yine 2021 yılında Sakarya gaz sahasındaki Amasra-1 kuyusunda 135 milyar metreküplük yeni bir doğal gaz keşfi daha yapılmıştır. Böylece, Karadeniz’deki toplam gaz keşfi 540 milyar metreküpe ulaşmıştır.

Ayrıca üçüncü sondaj gemisi Kanuni de 2021 yılının ilk aylarında Karadeniz’de gaz arama faaliyetlerine başlamıştır. Yeni keşifler için çalışmalar devam etmektedir. Fatih, Yavuz ve Kanuni sondaj gemilerinden sonra 4. sondaj gemisi Alparslan da Akdeniz’de çalışmalar yapmak üzere filoda yerini almıştır. Her geçen gün daha çok artan bu aramalar; Türkiye’nin Akdeniz ve Karadeniz’de kendisine ait olan sahalarda kendi sismik araştırma ve sondaj gemileri ile doğal gaz araması yapması ve bunu diplomasi ile birlikte yürütmesi için son derece önemlidir.

Türkiye, 2019 yılında Akdeniz’de Libya ile “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakatı”nı imzalamış ve Libya ile arasında 18,6 millik (yaklaşık 30 km) bir sınır oluşturmuştur. Böylece, güneybatı deniz sahasında kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge sınırını belirlemiştir. Daha önemlisi, Libya ile imzalanan anlaşmadan sonra ortaya çıkan MEB sınırları, bu bölgeden geçirilmek istenen tüm boru hattı projelerinde Türkiye’nin onayını gerekli kılmıştır. Yunanistan, Güney Kıbrıs, İsrail, Mısır, Lübnan ve Suriye gibi derin deniz aramalarında sorun yaşanılan tüm bu ülkelerin arasından sıyrılarak, enerji denklemi açısından Doğu Akdeniz’de böyle bir adımın atılması Türkiye açısından son yılların en önemli başarılarından biri olmuştur.

 Libya ile imzalanan anlaşma ile ortaya çıkan MEB sınırları, bu bölgeden geçirilmek istenen tüm boru hattı projelerinde Türkiye’nin onayını gerekli kılmıştır.


Milli Enerji ve Maden Politikası

Milli Enerji ve Maden Politikasının amacı; ülke cari açığının büyük bir bölümünü teşkil eden enerji ihtiyacını yerli üretimlerden karşılamak ve dışa bağımlılığı azaltarak kendi kendine yetebilen bir ülke konumuna gelmesini sağlamaktır. Bu vesileyle; Türkiye’nin enerji alanında koyduğu hedefleri kararlıkla sürdürebilmek için Milli Enerji ve Maden Politikası 2017 yılında Bakanlıkça Kamuoyuna sunulmuştur. Ancak sadece Kamuoyu sunumu yapılmış olup, geçen bu süre zarfı içerisinde Politika ve atılacak stratejik adımlarla ilgili herhangi bir “Belge” oluşturulmamıştır.

Politika, üç temel sacayağından oluşmaktadır. Bunlar; enerji arz güvenliği, yerlileştirme ve öngörülebilir piyasa hedeflerinin gerçekleştirilmesidir.

Son yıllarda, Akdeniz ve Karadeniz’de başlatılan petrol aramaları ve Türkiye’nin yanında Avrupa Birliği ülkelerinin de arz güvenliğini güvence altına alabilecek doğal gaz boru hatlarının yapımı ile Politikanın en büyük sacayağının başarılı bir şekilde sonuçlandırılması düşünülmüştür.

Politikanın ikinci sacayağı olan yerlileştirme çalışmalarında; özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının maksimum düzeyde kullanılması, nükleer teknolojinin ülkeye getirilmesi ve bazı bölümlerinin yerli imalat ile desteklenmesi, maden teknolojilerinin yerlileştirilmesi ile tüm yer altı kaynaklarının azami derecede ekonomiye kazandırılması planlanmaktadır.

Enerji kaynaklarında çeşitliliğe verilen önemin yanı sıra, teknoloji başta olmak üzere her alanda yerli üretim tekniklerini kullanmak amaçlanmıştır. Bilhassa, yerli kaynaklardan yer altındaki kömürü de ekonomiye kazandırma, ülke içinde bulunan madenlerin zenginleştirilmesi, hammadde ve ara madde olarak kullanılması ile ülke madencilik sektöründe ithalatın azaltılması planlanmıştır. Ancak maden projelerinin büyük bir bölümü ya hukuk davaları ile durdurulmuş, ya yatırımcı bulunamaması sebebiyle ertelenmiş ya da yanlış fizibilite çalışmalarından dolayı beklemektedir. Dolayısıyla Politikanın en önemli tarafı olan “Maden” sektörü tarafında önemli bir ilerleme sağlanamamıştır.

Son sacayağı olan öngörülebilir piyasa ekseni ile Kamu Kurumlarının yeniden yapılandırılması düşünülmüştür. Elektrik ve doğal gaz piyasalarının ayrıştırılması ve geliştirilmesi ile maden piyasasının oluşturulması çalışmaları devam etmektedir.

Enerji Depolama

Türkiye’nin ihtiyacı olan doğal gaz ithalatı Rusya, İran ve Azerbaycan’dan, petrol ithalatı İran ve Irak, sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ise Cezayir, Nijerya ve Katar’dan yapılmaktadır. İthal edilen doğal gazın ve petrolün kontrollü bir şekilde ve ihtiyaç duyulması anında sisteme verilebilmesi için Marmara Ereğlisi ve Tuz Gölü’nde çok büyük kapasiteli depolama tesisleri kurulmaktadır. Ayrıca yüzer depolama ve yeniden gazlaştırma üniteleri (FSRU) ile LNG depolama tesisleri planlanmıştır. Bu bağlamda şimdiye kadar iki tane yüzer gemi tesisi kurulmuştur.

Türkiye’nin Enerji Köprüsü ve Terminali Olması

Türkiye’nin enerji koridoru ve terminali haline gelmesi arz güvenliği ile de doğrudan ilişkili olan en büyük uluslararası projelerinden biridir. Bu durum, Türkiye’nin komşu ülkeler ve batılı ülkeler ile çıkar birliği kurmasını temin edecek, bölgenin politik ve ekonomik istikrarını artıracak, bölge ülkelerinin kalkınmasına da büyük katkı sağlayacaktır. Enerji arz güvenliği ile petrol ve doğal gaz ihtiyacının sürekli ve güvenilir yollarla temini, diğer ithalat bağımlısı ülkeler gibi Türkiye’nin de her zaman gündemindedir. Bu konu ülke enerji vizyonunu doğrudan etkilemekte hatta enerji arz güvenliği ve enerji stratejisinin belkemiğini oluşturmaktadır.
Avrupa Birliği’nin önceliği kendi arz güvenliğinin temini için Türkiye üzerinden Hazar ve Ortadoğu kaynaklarına erişimi sağlamak, bir başka değişle Türkiye köprüsü üzerinden bu kaynakları AB’ye ulaştırmaktır. Bu strateji Türkiye’nin de çıkarları ile örtüşmektedir. Bu politikalar doğrultusunda Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Güney Kafkas doğal gaz boru hatları gerçekleşmiş, Türkiye-Yunanistan ve Türkiye-İtalya doğal gaz boru hatları projelerine başlanmış ve Samsun-Ceyhan gibi projeler ise yatırımcıların ilgisini çekmeye başlamıştır. Özellikle Azerbaycan gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyan TANAP ve Rusya gazını Avrupa’ya taşıyan Türk Akımı’nın hayata geçirilmesi, Türkiye’nin stratejik öneminin daha da ön plana çıkmasını sağlamıştır. Böylece Türkiye’nin transit koridor rolü, kendi arz güvenliğinin temini için de avantajlar sağlamıştır.

Rusya’yla 1986 yılında imzalanan yıllık 6 milyar m3 miktarındaki ilk doğal gaz alım anlaşmasının ardından, artan tüketim miktarlarının karşılanabilmesi amacıyla imzalanan diğer alım anlaşmaları kapsamında sırasıyla Rusya – İlave Batı Hattı, İran ve Rusya – Mavi Akım Hattından gaz alımına devam edilmiştir. 2007 yılından itibaren Azerbaycan’dan da doğal gaz alımına başlanmıştır. Böylece mevcut durum itibariyle Türkiye, 3 farklı ülkeden uzun dönemli doğal gaz alım anlaşmaları kapsamında boru hatlarıyla doğal gaz ithalatı gerçekleştirmektedir.

Sonuç

Günümüzde enerji kaynaklarını elinde tutan, transit koridor rolünü sağlayıp, ithalatçı ülkelere iletmeyi başaran ülkeler, ekonomik zenginliğe kavuşmuş ve dünyada söz sahibi olmuş ülkelerdir. Türkiye, stratejik coğrafi konumu sayesinde, Avrupa’nın enerji güvenliğinde çok önemli bir oyuncu durumundadır. Enerji kaynakları yönünden zengin coğrafyalara yakınlığı ile bölgede önemli bir aktör olan Türkiye, bu avantajını değişmez ve sürekli görmemeli; hem dış ticaret açığının düşürülmesi perspektifinde ve hem de enerji arz güvenliği bağlamında geliştirmeye çalışmalıdır.

Doğal gazda ve petrolde dışa bağımlı olan Türkiye’nin, kendi arz güvenliğini sağlayabilmek için enerji sektöründe ithalatı azaltıcı her tür tedbiri almalıdır. Zira son otuz senedir her yıl enerjide ithalatı azaltma politikasının uygulandığı söylendiği halde, tüm dönemlerde bu söylemlerin aksine dışarıya bağımlılık oranları hep artmıştır. Bunu başarmanın yolu öncelikle ülkenin jeostratejik konumunun avantajlarını yeterince değerlendirmek, Ortadoğu ve Hazar petrollerinin AB ülkeleri ve Amerika kıtası ülkelerine geçişini kolaylıkla sağlayarak bundan da kazanç elde etmektir.

Enerji ticaret merkezlerinin ortasında yer alan Türkiye, bu konumunun avantajlarını kullanarak sadece enerji transferini gerçekleştirmenin yanında bunların fiyatlarını belirlemede de öncü rol oynayabilmelidir. Ancak bu zamana kadar konum avantajını tam anlamıyla gerçekleştirememiş olup, fiyat belirleme noktasında da bir ilerleme sağlayamamıştır.

Türkiye, son yıllarda büyük maden projeleri, YEKA güneş ve rüzgâr projeleri, LNG için yüzer gemi ile büyük kapasiteli doğal gaz ve petrol depolama tesisleri gibi yatırımları gerçekleştirmiştir. Böylece jeostratejik konumunu kullanarak komşu ülkeler ve AB ülkelerinin arz güvenliği için de önemli bir rol üstlenmiştir. Her yıl artan enerji talebini karşılamak için yerli ve yenilenebilir tüm enerji kaynaklarını ekonomiye kazandırmak, enerji kaynak çeşitliliğini oluşturmak ve arz güvenliğinde belli başlı ülkelere bağımlı kalmamak için yatırımlarını serbest piyasada Kamu-Özel ortaklıkları ile gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Enerji sektöründeki özelleştirmeler süreci, öngörülebilir bir piyasaya geçişte katkı sağlamıştır. Zira özel sektörün önü açılarak, Kamu üzerindeki yükü azaltmayı amaçlayan serbestleştirme süreci ile daha öngörülebilir bir piyasaya kavuşulmuştur. Öte yandan, öngörülebilir şeffaf bir piyasanın yerli ve yabancı yatırımcıları enerji sektörüne yöneltebilmesi ve bu alana ilgiyi arttırabilmesi gerekmektedir. Bundan ötürü, öngörülebilir piyasa şartlarının oluşturulması demek, aynı zamanda yatırım ortamını iyileştiren bir sürecin de beraberinde getirilmesi demektir.

Arz güvenliğini sağlamak adına sektörde gerçekleşen yeni teknolojik gelişmelerin de en kısa sürede uygulamaya konulması gereklidir. Bu anlamda, derin deniz petrol ve doğal gaz arama ve üretim teknolojileri, Karadeniz ve diğer denizlerdeki faaliyetler de artırılarak sürdürülmelidir. Özellikle derin deniz arama teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla beraber, denizlerde arama faaliyetleri önümüzdeki dönemde daha fazla ilgi görecektir.

Ayrıca son olarak;
Türkiye on yıllardır AB’ye katılabilmek için sürekli çaba sarf etmektedir. Yıllar içerisinde AB’ye katılım için birçok Uyum Yasası çıkartmıştır. Ancak, AB Uyum Yasalarından önce Türkiye kendi Uyum Yasalarını oluşturmalıdır. Örneğin tüm dünyada stratejik öneme haiz bir sektör olan Enerjinin hala Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) temsil edilmemesi büyük bir eksikliktir. Artık dünyada savaşların çıkmasına sebep olan, insanların daha müreffeh bir hayat yaşamalarına katkıda bulunabilen, böyle devasa bir sektörün ilk önce ülke içinde hak ettiği yeri alması gerekmektedir.

Kaynaklar

  1. Enerji Bakanlığı 2019-2023 Yılları Arası Stratejik Plan ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi
  2. Türkiye’nin Milli Enerjisi ve Maden Politikası, SETA Yayınları, 2017
  3. 2021ve 2022 Yılları Türkiye’nin Enerji Görünümü, Türkyılmaz O., Aytaç O., MMO
  4. KPMG 2020, 2021 Yılları Enerji Raporu, Sektörel Bakış
  5. TSKB 2020, 2021 Yılları Enerji Sektörü Görünümü Raporu
  6. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın 2020 Yılı, 2021 Yılı Bütçelerinin TBMM Plan
    ve Bütçe Komisyonuna Sunuşları

Benzer

Sosyal Medya

513BeğenenlerBeğen
431TakipçilerTakip Et
13,072TakipçilerTakip Et

Haber bültenimize abone ol

E-Bülten abonemiz olun, enerji sektörüne dair en güncel haberler ve duyurular her hafta e-posta adresinize gelsin.

En Son Haberler