Katar Krizi’nin Bölgesel ve Küresel Enerjeopolitik Tahlili

0

Serhan ÜNAL-TENVA Direktör

Serhan ÜNAL @Twitter

Suudi Arabistan ve Katar arasında yıllardan beri devam etmekte olan düşük yoğunluklu çekişme, 5 Haziran tarihinde, resmi anlamda krize dönüştü. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn’in, terör örgütlerini finanse etmekten uluslararası kuralları ihlale kadar birçok değişik konuda suçladıkları Katar’a ambargo uygulamaya başlaması ve tarafların karşılıklı olarak vatandaşlarının ülkelerden ayrılmalarını istemesiyle birlikte, Basra Körfezi’nde hiç düşmeyen bölgesel tansiyon daha da arttı. Çekişmenin krize dönüşmesi ise, indirgemeci bir analizle tek parametre üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık. Fakat temel olarak, bölgesel şartların oluşturduğu çekişmenin, küresel şartların da müsait olması sayesinde krize evirildiği savunulabilir.*

Bölgesel anlamda ana itki, Suudi Arabistan ile Katar arasında zaten varolan çekişme. Bu çekişmenin temelinde yatan sebep ise, Suudi Arabistan’ın, kendini ‘mahalli hegemon’ olarak konumlandırma arzusu. Gerçekten de, Körfez İşbirliği Teşkilatı’nın Suudi Arabistan’ın etkisinde olduğu yadsınamaz bir gerçek. Diğer taraftan, Katar, ekonomik gücüne dayanarak, coğrafi ve demografik boyutlarının çok ötesinde etki hedefleyen bir siyaset icra etmekte ve bu siyaset, sıklıkla, dev komşusu Suudi Arabistan’ın siyasetleriyle örtüşmemekte. Tarihi, dini veya kültürel temelli birçok analiz yapılabilir olsa da, çekişmenin çıplak sebebi bu olarak belirginleşmekte.

Riyad, bölgedeki ana rakibi olan Tahran’a karşı, körfez Araplarını kendi siyasi çerçevesinde toplamak istemekte ve çerçeveyi en çok ihlal edenlerden biri Doha. Dolayısıyla, çekişmenin krize evirilmesinden murat edilen neticelerden biri, Katar’ın mevcut ve müstakbel eylem ve söylemlerinde, Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) dışı bir çizgide kendini konumlandırmasının önünü kesmek ve bu yolla, İran’ı bölgede biraz daha yalnızlaştırmak.
Katar’ı, İran ile Suudi Arabistan çizgisinin dışında bir ilişki modeline sevk eden saik ise, ülkenin dış politikada, biraz mecburen biraz tercihen çeşitlendirmeye gitmesi. Katar’ın karşı karşıya olduğu dış politika çeşitlendirmesi mecburiyeti, ülkenin bizatihi varlığının, Güney Pars sahasından çıkarılan doğalgaza dayanmasından ileri gelmekte. Katar, bu sahayı, kendisinden her anlamda kat be kat güçlü olan İran ile paylaşmakta ve İran’ı kapsayan her türlü istikrarsızlık ve çatışma ihtimali, Katar’ın doğalgaz üretimini de tehdit etmekte. Bu sebeple Katar, İran meselesinin en başından beri, uhulet ve suhuletle, diplomatik müzakereleri önceleyen bir yaklaşımla çözülmesini savunmakta. Mecburiyeti yaratan diğer neden ise, ABD’nin, uzun dönemde Asya Pasifik bölgesindeki yeni güç dengesini sağlamak amacıyla, Orta Doğu’daki varlığını azaltacağının kesinleşmiş olması. Uzun dönemde, ABD sigortasının değerinin net şekilde düşecek olması, Katar’ı (dünyada benzer konumda olan tüm ülkeleri olduğu gibi) dış politikada mecburi bir çeşitlendirmeye itmekte.

Doha yönetimini, dış politikada tercihen çeşitlendirmeye sevk eden motivasyonlar arasında en önemlisi ise, Katar’ın ölçeğinden ve güç kapasitesinden kaynaklanmakta. Katar, yaklaşık 300.000 vatandaşı olan, neredeyse şehir devleti ölçeğinde bir ülke ve kendi egemenliğini kendi gücüne dayanarak muhafaza etmesi zor. Bu sebeple, tarihte ve günümüzde benzer durumda olan her ülkenin karşı karşıya olduğu bir ikilemle Katar da karşı karşıya: Güçler dengesini birbirine karşı kullanmak ya da bir büyük gücün dümen suyuna girmek. İkinciyi değil birinciyi seçmek, Katar yöneticilerinin bir tercihi ve her iki durumun da kendine özgü bir maliyet-fayda hesabı bulunmakta. Katar’ın, Türkiye’nin ülkede askeri üs açmasını istemesi de, az sayıdaki yumurtayı birçok sepete dağıtarak riski azaltma politikasının bir sonucu olarak okunabilir.

“Trump dışardaki gücünü içeride istihdama dönüştürüyor”

Küresel anlamda, çekişmenin krize dönüşmesine icazet veren makamın, ABD olduğu, tartışılmaz bir gerçek; Vaşington’un onayı olmaksızın böyle ciddi bir meselenin zuhur etmesi, akla yatkın değil. Dolayısıyla, ABD’yi bu krizin oluşmasına cevaz vermeye sevk eden saiklerin tetkiki hayati önemi haizdir. Kısa ve orta vadede ABD’nin temel hedeflerinden biri, Amerikan ekonomik gücünü tam anlamıyla konsolide ederek, dünyada belirginleşen çok kutuplu iklimde, nispi güç kapasitesini artırmak. 1 Haziran tarihinde Trump’ın Paris iklim anlaşmasından çekilmesi de, NATO ittifakı ülkelerin daha fazla masrafı sırtlanmaları yönünde baskı yapması da, bu hedef doğrultusunda atılmış tutarlı adımlar olarak görülebilir. Bütün bu adımlar aynı zamanda, Trump’ın sonraki seçimleri kazanmak için de elini kuvvetlendiriyor. Dış sahada ekonomik gücünü konsolide eden Trump yönetimi, iç sahada istihdam ve refah artırıcı yatırımlar için daha cömert davranma kabiliyeti kazanmış oluyor. Bu çerçevede, krizin erken dönemlerinde Katar karşıtı bir eğilim sergileyen ABD’nin, Katar’ın kendisinden F-15 uçağı almasından sonra daha ‘uzlaştırıcı’ bir görüntü sergilemesi bir hayli ilginç. 12 milyar dolarlık siparişin, Amerika’da 42 eyalette 60.000 istihdam yaratarak Trump’ın iç siyasi hesaplarına ne denli önemli bir katkı yapacağı düşünüldüğünde, resim daha anlamlı bir hal almakta.krizin çıkmasına onay vermeye sevk eden uzun dönemli nedenler arasında en önde gelenlerden biri, enerjeopolitik (enerji jeopolitiği) açıdan, Amerika ile Katar’ın aslında rakip konumda bulunmaları. Katar, 2016 yılında 77 milyon ton sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) (yaklaşık 105 bcm) ihraç etti ve küresel LNG ticaretinin üçte birini kontrol eden lider ülke oldu. Ancak, ABD ve Avustralya, LNG piyasasında hızla kapasite artıran iki ülke; öyle ki, Avustralya’nın iki yıl içinde Katar’ı geçmesi beklenirken, birkaç yıl zarfında ABD’nin Avustralya’yı da geçmesi ve uzun dönemde Katar’ın dört katı kapasiteye, 300 küsur milyon ton ihraç kapasitesine, erişmesi beklenmekte. Bu noktada, Katar LNG’sinin %70’inin ihraç edildiği Asya pazarı, hem ABD hem Avustralya için hedef pazarlar konumunda.

“ABD de Katar da LNG pazarını kaptırmak istemiyor”

Bu durum, uzun dönemli enerji ticareti açısından Katar ve ABD’yi rakip olarak konumlandırmakta. Haliyle, ABD, Katar krizi üzerinden, kendi LNG’si için orta ve uzun vadede pazar açmayı hedeflemekte ve bunu da, Katar’ın güvenilir tedarikçi imajını zedeleyerek yapmakta. Bu açıdan, krize dair en önemli tespit, ABD’nin uzun vadeli çıkarlarının, Katar krizinin tam anlamıyla çözülmeksizin sürüncemede kalmasında yattığı tespiti olabilir. Çünkü, uzun vadede tekrar nüksetme ihtimali olan bir Katar krizi, enerji arz güvenliği açısından ülkeleri, ABD gibi daha istikrarlı LNG tedarikçilerine sevk edecektir. Böylece, Katar’ın LNG ihraç portföyünde şu anda %25 civarında olan spot piyasalara satış oranı daha da yükselirken, ABD gibi tedarikçilerin uzun dönemli kontratlı satışları güvenceye alınmış olacak. Katar ise, dünya üretiminin dörtte birini karşıladığı helyumda, kriz sonrası üretim ve ihracatı durdurarak küresel bir tedirginlik yaratırken, enerji alanında, doğalgaz ticaretindeki pazar payını korumak amacıyla, tam aksine davranıp Birleşik Arap Emirlikleri’ne dahi olan doğalgaz ihracatını kesmedi ve ‘güvenilir tedarikçi’ imajını korumaya çalıştı.

“İran’la dostluğun temelinde doğal gaz yatıyor”

Bitişik sahada, küresel bir kriz halini almış olan İran meselesinde de, LNG faktörü yine önem taşımakta ve Katar krizi, müstakbel Katar-İran LNG rekabetinin tohumlarını ekme potansiyeli taşımakta. Daha önce, Türkiye Enerji Vakfı (TENVA) tarafından yayınlanan “Yaptırımlar Sonrası İran ve Bölgesel Enerji Jeopolitiği” raporunda da belirtildiği üzere, İran’ın, enerjide temel hedeflerinden biri LNG ihraç kabiliyeti edinmek iken, bu durum, yaptırımlar ile özellikle engellendi. İran’ın amacı, LNG ihracatı sayesinde ekonomik esneklik ve stratejik manevra kabiliyeti kazanmak iken, yaptırımların hedefi, onu bu esneklik ve kabiliyetten yoksun bırakmak idi. Bu kriz ile bir kez daha görülmüş oldu ki, ABD ve İran arasında yaptırımlar sonrası dönemde de ‘güven’ yerine ‘tedbir’ duygusu hakim olmaya devam edecek. Yaptırımların kalkmasından beri İran’ın, LNG alanında anlamlı bir gelişme kaydedememiş olması bunun en önemli ispatı. ABD’nin LNG alanında bir hırsı varsa, İran’ın LNG ihraç kabiliyeti edinmesini engellemesi mukadderdir.

Fakat İran, LNG konusunda ilerleme kaydetmeye kararlı davranmakta ve Kore Gaz Şirketi (KOGAS) ile İran arasında yapılan mini-LNG tesisleri anlaşması da bunun bir tezahürü. İran, teknoloji transferi de içeren bu anlaşma sayesinde, uzun vadede kendi LNG kabiliyetini elde edebilirse, hedefine erişmiş olacak. Tam da bu noktada, mevcut Katar krizi, İran ve Katar arasındaki müstakbel bir rekabetin tohumlarını ekiyor gibi gözükmekte. Bu krizin tam çözülmeden sürüncemede kalmasıyla birlikte Katar, az önce belirtilen sebepten dolayı, mevcut sözleşmelerin biteceği 2020’li yılların ilk yarısından itibaren artarak spot piyasalara yönelmek durumunda kalacak. Bu ise, LNG kabiliyeti edinse dahi sistemin kenarına itilerek spot piyasalara mahkum kalacak İran ile aralarında spot piyasalar için bir rekabet yaratabilir. Elbette, İran’ın Katar kadar büyük bir LNG kapasitesine sahip olması beklenmemeli.

“ANKARA YENİ BİR CEPHE AÇMAYA ZORLANIYOR”

Olaya Türkiye açısından bakıldığında ise, bölgede yeni yeni bayrak göstermeye başlayan Türkiye’nin, bölgesel nüfuz ve etkinliğinin hazır düşük seviyedeyken silinmesi, krizin mimarları arasındaki en önemli uzlaşı alanlarından biri. Katar’dan istenenler arasında Türk askeri üssünün kapatılması talebinin de olması bunun en önemli göstergesi. Diğer bir sebep, bölgede herkesle iyi ilişkiler tesis etmeye çalışan Türkiye’yi, taraf seçmeye zorlayarak krizin bir tarafı olmaya itmek. Üçüncü bir sebep ise, Türkiye’nin krizin bir tarafı olmasıyla birlikte, Ankara’yı, dış politika alanında yeni bir cephede daha mücadele etmeye zorlayarak, toplam güç kapasitesinin ve dikkatinin daha fazla bölünmesine sebep olarak, diğer dış politika cephelerindeki takatini azaltmak. Gerçekten de, krizin müdahilleri arasında, güç kapasitesine kıyasla, en çok dış politika cephesinde mücadele etmek durumunda kalan ülke Türkiye.

Sonuç olarak, Katar meselesi, zaten devam etmekte olan bir bölgesel çekişmenin, uluslararası şartların da elvermesi ve bir taşla birçok kuşu vurmanın mümkün olması sayesinde, krize dönüştü. Kriz, tek parametre üzerinden açıklanamayacağı gibi, tek vade üzerinden de açıklanması mümkün değil. Yani, ‘tek terimli-tek zamanlı’ bir kriz değil. Hem kısa ve orta, hem de uzun vadeli hesaplara konu olan krize dair en önemli tespit, ABD çıkarlarının, bu krizin tam anlamıyla çözülmeden kalmasında yattığı olmalıdır. Krizden beklenen uzun erimli ekonomik fayda, ancak krizin ilerde tekrar etme ihtimali olduğu müddetçe temin edilebilir. Amerika’nın yeni “enerji hakimiyeti” (energy dominance) doktrini de bunu gerektirmekte.

 

*”Bu yazı Enerji Panorama dergisinin Temmuz 2017 tarihli sayısı için özel hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Türkiye Enerji Vakfı’na aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

Share.

About Author

Türkiye Enerji Vakfı (TENVA), enerji kaynakları, teknolojileri, politikaları ve enerji piyasalarında gerçekleşmekte olan ulusal ve uluslararası gelişmelere aktif katkı sunmak için 2012 yılında faaliyetlerine başladı. Enerji sektörüne özel Türkiye'nin ilk ve tek düşünce kuruluşu olmanın verdiği ağırlıkla çalışmalarını gerçekleştiren TENVA bünyesinde; Enerji Teknolojileri ve Sürdürülebilirlik Araştırma Merkezi, Uluslararası Enerji Politikaları ve Diplomasisi Araştırma Merkezi, Enerji Piyasaları ve Düzenleyici İşlemler Araştırma Merkezi yer almaktadır. TENVA, dünya piyasalarındaki eğilimler ve politik gelişmeler dikkate alınarak; uluslararası bir bakış ve disiplinler arası bir anlayış ile sektörü ele alıyor ve bu anlayış çerçevesinde 2013 Haziran ayından bu yana aylık olarak Enerji Panorama dergisini yayınlıyor.

Yorum Bırakın!