“Doğalgaz fiyatlarını yenilenebilir enerji mi belirleyecek?”

0

Barış SANLI-Elektronik Mühendisi

Barış Sanlı @Twitter

“Açıklama: Bu yazının aslı TOBB doğalgaz meclisine yapılan bir sunumdur. Sunumda ana amaç olarak, doğalgazın geleceğinin olduğu fakat fiyatının yenilenebilir tarafından belirlenme ihtimali anlatılmıştır. Katılımcılar doğalgaz piyasasının uzmanı olduklarından özellikle farklı bir perspektiften doğalgaz geleceği anlatılmaya çalışılmıştır.”*

Enerji dediğimiz zaman, enerji kaynaklarına dayalı jeopolitik analizler, santraç oyunlarını andıran hamleler ve çoklu senaryolar ile gelecek spekülasyonları şüphesiz herkesin ilgisini çektiği gibi öğretici de oluyor. Ama enerji kaynaklarının ötesinde, bu kaynakları kullanan tüketicilerin bunlarla ne yapmak istediklerini anlamak bizlere daha renkli bir enerji düzlemi sunabilir.

Bugün dünyada ne kadar kaynak kullanırsak kullanalım, genelde ısıtma, soğutma, aydınlanma, hareket ve haberleşme gibi aktiviteler için enerji kullanıyoruz. Kısa bir süre için kaynakları düşünmez isek, en temel ihtiyaç ısınma-bir ısı üretme ihtiyacı gelmektedir. Gerek sanayinin çalışabilmesi, insani faaliyetlerin devam etmesi için ısı kaçınılmazdır.

Doğalgaz ısınma konusunda, hava kalitesinin de önemi ile birlikte, orta-uzun dönemde neredeyse rakipsizdir. Belki bu dönemden sonra da hidrojen yerini alabilir. Fakat böyle bir öngörü için öncelikle doğalgazın fiyatının kaç olması gerektiğini tartışmak faydalı olacaktır. Yani bir kaynağın geleceği o kaynağın avantajlarının yanında çok tabii olarak ekonomisinin bir sonucudur.

Bu yazıda, bir hipotez olarak doğalgazın fiyatını yenilenebilir kaynaklar belirler mi, belirlerse fiyat sınırları ne olur soruları irdelenerek, örnek bir tablo oluşturulacaktır. Öncelikle tarihsel süreçten gelişmelere bakmakta fayda vardır.

Doğalgazın fiyatı nasıl belirlendi – ABD enerji politikası tarihinden örnekler

Bu bölümde anlatımın temeli Richard H. K. Vietor’un “Energy Policy in America since 1945”[1] kitabı üzerine internet kaynakları üzerine kurulmuştur[2]. Avrupa tarafında petrol ürünlerine göre formülasyon çok bilinen bir fiyatlama yöntemidir. Ama ABD’deki doğalgaz tarihi fiyatlama için çok daha ilginçtir.

ABD’de doğalgazın tarihi oldukça eskidir. Genelde petrol aramalarında istenmeyen bir meta olarak görülüp “bir defa doğalgaz bulursan affedilirsin, ama iki defa bulursan kovulursun” sözüyle de önemsiz hatta istenmeyen bir şey olarak görüldüğü tarihe not düşülmüştür.

ABD’de fiyat düzenlemelerinde en çok tartışılan terim “just and reasonable” yani adil ve mantıklı kelimeleridir. Bir çok yerde ve Anayasa Mahkeme kararlarında geçmekte, Mahkemenin sistemi düzenlemeye zorladığı ilk 70 yıllık dönemde bu muğlak “adil ve mantıklı” kavramına sık sık atıf vardır.

1900lerin başında New York ve Wisconsin’in düzenleme komisyonları kurmaları ile başlayan serüvende 1911-1928 arası eyaletler arası boruhatlarından ticaretin gündeme gelmesi, Federal düzenlemeyi kaçınılmaz hale getirdi. ABD’de eğer bir ticaret eyaletler arası değilse, bu eyaletlerin iç işi olarak bakılarak federal düzeyde müdahale olmamaktadır. Örneğin elektrikte ERCOT (Texas) bölgesi başka eyaletlerle ticaret yapmayarak bağımsızlığını korumaktadır.

Eyaletler arası boruhatlarının sadece eyaletler tarafından yürütülmesini ABD Anayasa Mahkemesi, ABD anayasasındaki eyaletlerarası işlemleri düzenleyen maddeye aykırı buldu. Bunun sonucu olarak bir dizi kanuni düzenleme yapıldı. 1935’de Kamusal Hizmet Şirketleri kanunu (Public Utility Holding Company Act) ve 1938’de Doğal gaz Kanunu (Natural Gas Act) çıkarılmıştı.

1938 öncesinde Federal Elektrik Komisyonu diyebileceğimi Federal Power Commission(FPC), elektrik ile ilgili işlemleri düzenliyordu. Aynen Türkiye’de olduğu gibi (Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu’nun Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olması gibi), FPC’ye doğalgaz ile ilgili görevler de sonradan verildi. FPC bu konuda tereddüt etmesine rağmen, görevinin sadece eyaletler arası işlemler olduğu söylenerek teskin ediliyor.

1940’lardan başlayarak FPC’nin neyi düzenleyip neyi düzenlemeyeceği tartışılıyor. Fakat 1954’teki Anayasa Mahkemesi kararı ile eyaletler arası boru hattı ile gaz satan doğalgaz üreticileri de “doğalgaz şirketi” kapsamına girince, FPC eyaletler arası ticarete konu tüm kuyubaşı üretimleri düzenlemek zorunda kalıyor. Genelde hizmet maliyeti(cost-of-service) düzenlemesi yolunu seçiyorlar. Bu düzenlemede, bir üreticinin maliyetlerine makul getiri verilerek fiyatı belirleniyor.

FPC bir anda 1265 başvurunun herbirine tek tek tarife yapmaya çalışırken kendini bulur. Burada 2-3 sorun vardır. Birincisi petrol ve gaz çıkaran şirketlerin maliyet ayrıştırması, ikincisi ise yıllar süren davalar. FPC bu 1265 başvurunun sadece 240’ında bir noktaya gelebilmişti.

Bu şekilde fiyat belirlemenin zorluğunu görünce 1960’da FPC ABD’yi 5 ayrı üretim bölgesine ayırarak bölgeler bazında tarife yapmayı denedi. Pilot olarak da Permian’ı seçti. Bu bölgede bir tavan fiyat belirleyebilirse diğer bölgelere de aynı hesaplama ile bu sistemi taşıyabilecekti. 1970’lere gelindiğinde ise 5 bölgenin sadece 2’sinde tarifeler yapılabilmişti.

1974’te bu tecrübelerden çıkardığı ders ile FPC ulusal bir fiyat tavanı belirleyerek işi kapatmayı planladı ve 0.42$/milyon feet küp ile 1960’lardaki fiyatın 2 misli bir tavan fiyat belirledi. Fakat bu fiyatın uzun süren davalar ve tarife yapılamaması sebeplerinden düşük kalması ile, üreticiler ürettikleri gazı eyaletler dışına çıkarmamaya başladılar. Yani gaz üreten eyaletlerde gaz sorunu yaşanmaz iken, diğer eyaletlerden gaz alan eyaletlerin gaz fiyatları eyaletler arası fiyat tavanı olan 0.42$’a takıldığından gaz alamadılar. Başka sebepler de olmasına rağmen, 1976-1977’de net tüketici eyaletlerde doğalgaz krizleri yaşanmaya, okullar ve fabrikaların tatil edildiği dönemler görülmeye başlandı.

1977’de (küresel krizlerin de etkisi ile) enerji krizleri sonucunda Enerji Bakanlığı (Department of Energy Organization Act) kanunla kurulunca, FPC kaldırılarak altında Federal Energy Regulatory Commission (FERC) kuruldu.

Bu kesintilerin en yoğun yaşandığı 1978 yılında “Doğal gaz politikası kanunu” (The Natural Gas Policy Act) yayınlandı. Bu kanunda 3 amaç vardı:

  1. Tek bir ortak doğalgaz piyasası
  2. Arz ve talebi eşleştirmek
  3. Doğalgaz kuyu başı fiyatını piyasanın belirlemesi

Aslında piyasanın serbestleşmesindeki en büyük katkı –petrolle kıyaslandığında- dağıtıcı ve nihai satıcılar olmuştur. Federal seviyede sınırlanan fiyatlardan dolayı tüketicilerine gaz bulamayacağını düşünen dağıtım Federal hükümeti kuyu başı fiyat ve satış kısmını serbestleşmeye ikna etmek için mektup bile yazmıştır.

Doğalgaz düzenlemesi petrolden de önce deregüle edildi, piyasaya bırakıldı olarak bir sonuç çıkarılabilir. BP istatistik bülteninde uzun yıllara dayanan petrol fiyat kaydı bulunsa da, uzun yıllar Standard Oil ve Texas Railroad Commission pratikte fiyatları belirledi denebilir. ABD’de fiyat belirlemek ölümcül bir suç olduğundan, daha çok arzı kontrol ederek fiyatı belirlediler ama daima “fiyat belirleme”ye tenezzül bile etmediklerini iddia ettilar. “Crude Volatility”[3] kitabında uzun fiyat durgunluğu dönemlerinin aslında kartel gücü ile mümkün olduğunun altını çiziyor.

Yani 1900-1970 arası doğalgaz fiyatının nasıl belirleneceği hep bir problem olmuştur. 1970 sonrası ise doğalgazın kendisi başka problemlere sebep olmuştur.

1970’lerin sonuna doğru gelindiğinde doğal gaz piyasası petrolü etkilediği gibi, elektrik piyasalarını da etkilemeye başladı. Bir çok örnek var ama “From Edison to Enron” kitabında Richard Munson’un anlattığı bir örnek önemlidir.

Boston’daki MIT üniversitesi, bir hesap yaparak 20 MW’lık bir kojen ünitesi kurmasının kendisi için daha verimli ve ucuz olacağını hesaplıyor. Bölge elektrik şirketi ise bunu yaptırmak istemiyor. O dönemde şirketler “ben bu tüketiciler için planlama, yatırım yaptım, şimdi şebekeden elektrik almayacağı için bu bedelleri halkın üzerine bırakamayız” benzerinde açıklamalar ile kendi elektriğini üretecek tüketicilerden bedeller talep ettiler.

Şehir içinde kömür veya fuel oil yakmak hava kalitesi, kazan-temizlik konularında büyük sorun. JP Morgan New York’ta evinde ilk defa kömürle çalışan bir jeneratör kurduğunda yan komşusu “gümüşlerim kararıyor” diye şikayet etti. Fakat doğalgazın temiz, kullanımı kolay ve gaz türbinleri gibi teknolojik araçlar ile önü birkez daha açıldı. Alman Energiewende’ye de ilham veren 1978’deki ABD Public Utility Regulatory Policies Act – PURPA kanunundaki “qualifying factor”[4] kavramı tüketicinin kendi elektriğini üretmesi ve bu elektriği şebekeye vermesinin(ve satmasının) önünü açıyordu. Buradan da bir çok kojenerasyon ünitesi kurulmaya başlandı. Kojenler ve kombine çevrimler yükselişe geçmeye başladı.

Kombine çevrimlerin verimliliği, nispeten daha düşük sabit sermaye ile yüksek montanlı elektrik üretimine imkan vermesi, serbestleşen elektrik piyasaların tamamında doğalgaz-kombine çevrim ikilisinin şampiyonluğu ile sonuçlandı. Doğalgaz elektrik piyasalarını dönüştürdü ve elektrik piyasaları doğalgazı dönüştürdü. Dağıtık üretim o yıllarda birkez daha gündemdeydi. (Daha önce de elektrik sektörünün ilk yıllarında)

Dönüşümün en önemli kurallarından biri ise, her düzenleme genelde yazıldığı süreçteki teknolojik altyapı ve öngörüyü yansıtır. Teknoloji değişirse, düzenleme ve nihayetinde piyasa değişir. Fakat ya teknolojik dönüşüm çok daha hızlı gelişirse?

Teknolojik Dönüşüm

Nasıl bir teknolojik dönüşüm içinde olduğumuzu düşünelim. 10-15 yıl öncesine kadar tüplü TV’ler ve akkor filaman ampüller kullanıyorduk. Bazısının ömrü 20 yıl bazısının 5 yıldı. Bir hızla kompakt floresanlara sonra da 5 yıl gibi kısa bir sürede LED ampüllere geçtik. Yani en önemli taleplerden biri olan aydınlatmada, aynı hizmeti 80 W’ta alırken 20-25 Wattlara, sonra da 8-10 Wattlara düşüşünü gördük.

Bilgisayarlar ise tüplü ekranları ile 120-300 watt tüketirken, laptoplarla 35-90 wattlara düşen ve eskisine oranla kat kat hızlı bir hizmet üretiyoruz. Üzerine tablet-cep telefonu da eklense üst sınırda 110 watt. Katlanan bir hizmete karşılık eski elektrik talebine ulaşmak hala zor.

Tüm bu olanlar, 19.yüzyıl fiziğine dayalı bir sistemden 20.yy fiziğine dayalı bir elektrik sistemine geçmemizden kaynaklanıyor. Yani yanan şeylerden hareket, ısı elde ederken, daha çok katı hal fiziğine yakın, elektromanyetik veya ışımaya dayalı şeylerden aynı hizmetleri eskisine oranla daha verimli alma imkanı mümkün.

Peki ilerleme nasıl oluyor? Örnek olarak termik elektrik üretimini ele alalım. Kömürde yeni malzemeler, yakma teknolojileri ile bir süre verimlilik artarken bir noktadan sonra yeni teknoloji ile bir sıçrama yapıyor. Yani kombine çevrime geçiyor. Tüm bunlarda bize şunu düşündürüyor: Peki elektrik nasıl bir emtia, nasıl bir gelişme görecek?

Elektrik, aslında bir emtiadan çok teknolojik bir ürün gibi davranıyor. Tıpkı mikroçip teknolojisi gibi. Çünkü petrol, doğalgaz ve kömürün maliyetlerinde iniş-çıkış olabilirken, elektriğin üretim ve tüketim şekli teknolojiden çok daha fazla etkileniyor. ABD ve İngiltere’deki reel elektrik fiyatlarının değişimine baktığımızda aslında fiyatların hep düştüğü görülebilir. Yani elektrik fiyatları enflasyonun sürekli altında artıyor. Reel elektrik fiyatlarının(üretim) 10 yıl sonra bugünden düşük olacağını söylemek tarihsel açıdan yanlış bir öngörü olmaz.

Elektrik tüm enerji hizmetlerinde rakipsiz mi?

Bir yere doğalgaz boru hattı götürüp orada elektrik üretmek mi, yoksa kaynağında elektriğe çevirip elektrik hattı yapmak mı daha ucuzdur? Bu sorunun cevabı doğalgaz borularının elektrik hatlarından çok daha kolay ve ucuz maliyetle yapılabileceği ayrıca kayıp-kesinti gibi durumlara daha az maruz kalacağını anlamakla verilebilir.

Gerçekten de elektriği bir yerden bir yere taşımak çok daha külfetli bir şey, bu sebeple dağıtık üretim her zaman mantıklı gözükse de, konu farklılaştırılmış hizmet ve hacim olduğunda elektriğin merkezi üretiminin de ekonomik olduğu düzlemler bulunmaktadır.

Boru hatları mı kablolar mı sorusunda empirik olarak bakıldığında boru hatları daima daha kabul edilebilir gözükmektedir. 500 kV hat ve 20” boru hattı ile aynı elektriği şehre sağlamak konusunda yapılan çalışmada, boru hattı ile doğalgazı tüketim noktasına getirip orada elektrik üretmenin yarı yarıya ucuz olduğu görülmüştür[5].

Yani doğalgazın avantajlı olduğu bir zemin vardır. Aslında elektrik üretebilen bir kombi muhtemelen gaz basıncını kullanarak kendinden depolama sağlayan bir dağıtık elektrik sistemi olacaktır. Fiyatı düşük olsa güneş ve pil depolamadan da popüler olabilir, çünkü yönetimi kolay. Fakat doğal gazın tüketimini arttırabilmesi için en yakın rakibine göre ucuz olması gerekmektedir.

Tüketici Talebinin Sonu mu?

Dünyada enerji talebinin sonuna mı geldik? Şöyle düşünelim, tüm enerji hizmetlerini 19.yy fiziğinden 20.yy fiziğine dayalı sistemlere çevirdiğimizde, ısıyla ziyan olan enerji o oranda ziyan olmayacaktı. Petrolün sadece %26’sı ulaştırma hizmet bütününe dönüşürken, elektriğe geçildiğinde enerjinin %80’ini ulaştırma hizmetine dönüşecektir.

Yani 4 birim enerji ile yapılan işlem 1.2 birim enerji ile yapılacaktır. Gerçekte bu anlatılanlar –mış-muş gibi gelse de, ABD’de konut elektrik satışları 2010-2016 arası kümülatif %3 düşmüş, kişi başı konut elektrik tüketimi de %7 azalmıştır. Tüketim tarafındaki verimlilik etkisini göstermektedir. Belki bu gelişmiş ülkelerdeki enflasyonun beklentinin altında kalma sebeplerinden de biri olarak gösterilebilir[6].

Fakat bu ilerlemenin burada bitmediğini düşünebiliriz. Özellikle araba sahipliği konusu çok önemli. Arabanın kullanılma faktörü o kadar düşük iken batık bedel o kadar yüksek ki, bazıları arabayı sadece “orta sınıf zenginlik sembolü” olarak elde edilmesi gereken bir araç olarak görüyor. Çünkü sonunda bir zenginlik yokedicisi. Peki Uber ve diğer hizmetler ile araba sahipliği azalırsa? Burada tekrar tüketicinin ulaştırma hizmetlerinin sonuna mı geldiğimizi sormak gerekir. Bence gelinmedi, aksine ulaştırma-mobilite çok temel bir hizmet, bu kalemin artmasını bekliyorum

3D yazıcılar ise şöyle ilginç, yani kömür, doğal gaz ile bir metali eritip şekil vermek yerine, katı hal fiziğine dayalı lazerler ile metal tozları eritilerek güçlü alaşımların yapılıyor olması ilginç bir gelişme ve dünyadaki tedarik zincirlerindeki taşımacılık talebini düşürebilir. Yani yedek parçanın merkezden gelmesini beklemek yerine onun tasarımının gelerek 1 saat içinde elde edilmesi, lojistik talebini düşürecektir.

Doğalgazda Verimlilik

Tüm bu verimlilik elemanları doğal gazı da etkileyecektir. Özellikle LNG konusunda. Mühendislik firmaları veya tecrübeli insanlar yaptıkları işi alalade bir durumdan kurtarmak için ona “sanat”,”artistik bir adanmışlık” yakıştırmayı severler. Bu sebeple hemen hemen çoğu LNG tesisi sıfırdan ayrı mühendislik şirketleri tarafından tasarlanmaktadır. Çünkü şirketler bu şekilde iş modelleri kurmuştur.  Modüler LNG teknolojileri dünyası ise sağlayabileceği ekonomiklikten dolayı LNG yaygınlaştıkça kaçınılmaz olacaktır.

Mühendislik şirketleri marjlarını ve ünlerini korumak için modüler sistemleri kötüleyecek olsalar da, bu işi ölçeğe dökecek bazı devletler modüler LNG teknolojilerinin önünü açacaktır. Aslında bugünki LNG tesis maliyetleri 2000’lere göre oldukça yüksektir. Bir teknolojinin var olması ile, onun bolca kurularak maliyetinin düşmesi ayrı aşamalardır. LNG’de bu ikinci aşamayı göreceğiz gibi.

Yenilenebilir Doğalgaz fiyatını belirler mi?

Bundan yıllar önce, bir elektrik yatırımı için 2 yıl fizibilite, kredi, izinler, yatırım derken ortalama 5 yıllık bir öngörü ve planlamaya ihtiyaç vardı. Fakat bugün bir güneş santralini kurmak ne kadar sürüyor? Almanlara göre 12 ay, Türkiye örneklerinde de tüm bir süreç bu sürelerde tamamlanabilir.

Dolayısıyla yatırım döngüsü eskisi gibi değil. Yani elektrik talebi geliyor ise, bir karar alıcı güneşi 12 ay için teşvik edip kapıları tekrar kapatarak arz fazlasını daha etkili yönetebilir. Eskiden kararı alan etkilerini 5 yıl sonra gördüğünden, ilk hareket ve son durumu birlikte değerlendirme imkanı olmuyordu.

Farzedelim ki, biri yüksek fosil yakıt düzlemi görüyor, petrol 100$, doğalgaz 250$. Daima mümkün ve olası. Bu durumda 2 ayda karar verip, sistemdeki yenilenebilir yatırımlarını -özellikle güneş belki ilerde pil ile- bu fiyatların altında hizmet alabilirse fosil yakıtlara talep düşebilir.

Eğer güneş bu kadar hızlı ve çok daha düşük fiyatlara yapılabiliyorsa, fosil yakıt satıcılarının fiyat belirleme gücü azalacaktır. Çünkü doğalgazın alan arttırması için elektrik sektöründeki payını koruması gerekir. Bunun için de piyasadaki fiyat belirleyici olmaması gerekir. Çünkü fiyatları doğalgaz belirleyip yukarı çektikçe, yenilenebilir yapmak daha da mantıklı olacak, kurulumu artacak ve maliyeti daha hızlı düşecektir. Bir fasit daire oluşturacaktır.

Bir de olayın diğer tarafı vardır. Mesela petrol fiyatları 25$’ın altına düştüğü anda(vergiler hariç) petrol yakıp elektrik üretmek 4 cent/kWh’in altına gelir, o zaman ulaştırmada kullanmak yerine elektrikte petrol tüketimini arttırmak mantıklı olacaktır.

Bir doğalgaz anlaşması veya kömür alım anlaşması uzun vadeli yapılırsa üretici ülkeler için daha ekonomik olduğu iddia edilmektedir. Bu noktada dünyada yapılan yenilenebilir ihalelerine de benzemektedir. Mesela 4 cent/kWh 15 yıl yenilenebilir alım garantisi verildiği zaman bu rakam, yatırım ve diğer giderleri içermektedir. Aynı 4 cent/kWh, doğalgaz ve kömürde hem yakıt maliyetini hem de yatırım maliyetini çıkartmak zorundadır. Örneğin 4 cent/kWh’in 1 cent’i yatırım ödemeleri için, 3 cent’i de yakıt maliyeti için gereklidir. Kömür de yatırım maliyeti 1.5 cent, yakıt maliyeti de 2.5 cent olacaktır. Yatırım maliyetine ayrılacak kısım kredi, teknoloji, süre, kapasite faktörünün bir fonksiyonu olacaktır. Bu kabuller sadece ortalama rakamlardır.

Aşağıdaki tabloda yenilenebilir alım rakamı ile yakıt maliyetlerinin kıyaslaması vardır. Alım garanti rakamı ile fosil yakıtlardaki marjinal maliyetler kıyaslanmıştır.

Ama yenilenebilirdeki 4 cent/kWh, doğalgazdaki tüm yatırım ve yakıt maliyetleri ile kıyaslanacak ise doğalgaz ve kömür yakıt maliyetlerinin çok daha düşük olması gerekecektir.

Sonuç yerine

Sonuç yerine diye bitirmek en mantıklısı, çünkü hala o değişimin içindeyiz. Fosil kaynakların fiyatının yenilenebilir tarafından belirleneceğini iddia etmek çok tekno-merkezci bir görüş olabilir. Doğalgaz, petrol ve kömür bu hesaplanan fiyat rakamlarını aşamaz mı? Kesinlikle aşacaktır ama o zaman dönüşüm hızlanacaktır. Eğer petrol fiyatları 2006’dan beri 30$/varil civarında olsaydı bugün ki enerji düzlemini yaşıyor olur muyduk?

“Superforecasting”’de Philip Tetlock, uzmanların sıradan insanlardan daha fazla yanıldığını söylüyor. Çünkü uzman olarak görülen insanların belirli bir bakışı ve duruşu var ve veriler gelmesine rağmen bu duruşlarını güncellemeyi kabul etmekte zorlanıyorlar. Dolayısıyla, her ne kadar bir perspektif katıyor olsa da, bu yazı sadece bir hipotez sunmaktadır. Bu hipotez de:

  1. Doğalgaz fiyatlarının tarihsel süreçte de net bir belirleyicisinin olmadığı, ABD’de son çare olarak arz-talebe göre şekillendiği,
  2. Isınmada doğalgazın şimdilik avantajlı olduğu, kömürün ve petrolün ısıtmadaki payının azalmasıyla buradaki ikame ürünlere göre fiyatlamanın çok da mantıklı olmayacağı,
  3. Doğalgazın elektrik piyasalarının serbestleşmesinde büyük pay sahibi olduğu, elektrik piyasalarını kendi lehine şekillendirdiği,
  4. Bugün ise elektrik üretim ve tüketiminde çok ender görülen bir değişimle yüzleşildiği, tüm sistemin geleneksel sistemlerden –katı hal- 20.yy fiziği tarafına evrildiği,
  5. Bu değişim hızının şu ana kadar yüksek olduğu ve güneşte yatırım sürelerinin elektrik sektöründeki rekor sürelere düştüğü,
  6. Hızlı dönüşümün sonucunda, diğer fosil kaynakların uzun vadeli altyapı ve anlaşma taleplerine karşı yenilenebilir teknolojilerinin daha hızlı tepki veren bir alternatife dönüştüğü ve yenilenebilir kaynaklardaki dönüşümün fosil yakıtların fiyatlarını da etkileyebileceği

önerilmiştir. Doğruluğu zamanın testine tabii.

Gelecek böyle mi olacak? Modern kalite yönetiminin babası sayılan W. Edward Deming’in “Allah’a inanırız, geri kalanlar veri sunmak zorundadır” sözünü baz alırsak daha çok veriye ihtiyaç var.

 

[1] Energy Policy in America Since 1945: A Study of Business-Government Relations By Richard H. K. Vietor, https://books.google.com.tr/books/about/Energy_Policy_in_America_Since_1945.html?id=baNCePrxpSkC&printsec=frontcover&source=kp_read_button&redir_esc=y#v=onepage&q&f=false

[2] http://naturalgas.org/regulation/history/

[3] https://cup.columbia.edu/book/crude-volatility/9780231178143

[4] https://www.ferc.gov/industries/electric/gen-info/qual-fac/benefits.asp

[5] http://www.northwestchptap.org/NwChpDocs/Transmission_and_N_Gas_Comparing_Pipes_and_Wires_032304.pdf

[6] https://www.wired.com/story/no-inflation-technology-may-have-left-it-back-in-the-20th-century

 

*”Bu yazı Enerji Panorama dergisinin Ekim 2017 tarihli sayısı için özel hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Türkiye Enerji Vakfı’na aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

Share.

About Author

Türkiye Enerji Vakfı (TENVA), enerji kaynakları, teknolojileri, politikaları ve enerji piyasalarında gerçekleşmekte olan ulusal ve uluslararası gelişmelere aktif katkı sunmak için 2012 yılında faaliyetlerine başladı. Enerji sektörüne özel Türkiye'nin ilk ve tek düşünce kuruluşu olmanın verdiği ağırlıkla çalışmalarını gerçekleştiren TENVA bünyesinde; Enerji Teknolojileri ve Sürdürülebilirlik Araştırma Merkezi, Uluslararası Enerji Politikaları ve Diplomasisi Araştırma Merkezi, Enerji Piyasaları ve Düzenleyici İşlemler Araştırma Merkezi yer almaktadır. TENVA, dünya piyasalarındaki eğilimler ve politik gelişmeler dikkate alınarak; uluslararası bir bakış ve disiplinler arası bir anlayış ile sektörü ele alıyor ve bu anlayış çerçevesinde 2013 Haziran ayından bu yana aylık olarak Enerji Panorama dergisini yayınlıyor.

Yorum Bırakın!