ANALİZ: “Karadeniz Doğalgazının Uluslararası Siyasi Ekonomik Analizi”

0

Karadeniz’de keşfedilen doğal gaz kaynağı devletçi ve iç siyasi hesapları sübvanse edici bir çerçevede mi, kısa süreli geçici refah doruklaştırması için mi, yoksa ülkenin uzun erimli stratejik faydasına mı kullanacağımız henüz belirgin değil. Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefini de etkileyecek. Serbest bir doğal gaz piyasası inşa etmediğimiz müddetçe, Türkiye’nin enerji merkezi olması, uzak bir hedef olarak kalmaya devam edebilir.*

Serhan ÜNAL-TENVA Direktörü
Serhan ÜNAL @LinkedIn

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 21 Ağustos 2020 Cuma günkü basın bildirisiyle, Fatih sondaj gemisinin 320 milyar metreküp (bcm) doğalgaz ‘rezervi’ keşfettiğini duyurdu. Keşfin ekonomik değeri çok önemli olmakla birlikte, rezervin, ülkenin milli güç unsurları açısından en faydalı şekilde kullanılabilmesi için, keşfedilen rezervin ekonomik değerine değil, stratejik değerine odaklanılmalı. Başka sahaların da keşfedileceği henüz kesin olmadığından, uzun vadeli kalıcı bir stratejik faydayı, kısa süreli geçici ve kısıtlı bir ekonomik faydaya öncelemek, milli güç optimizasyonu açısından daha makul.

Karadeniz’de, Ereğli ilçesinin 175 km kuzeyindeki Tuna-1 kuyusunda, 2.117 metre su derinliğinde gerçekleştirilen 3.520 metre derinliğindeki sondajda keşfedilen ‘rezervin’ ne kadarının çıkarılabilir olduğu ve doğalgazın niteliği tartışmalı olmakla birlikte, yaklaşık 200bcm kadarının üretilebilir olduğu ve üretimin 2023 yılı civarında başlayabileceği genel kabuller arasında. Rezervin ekonomik değeriyse, 60 ila 80 milyar dolar arasında tahmin edilmekte. Elbette, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar bu değerlemeyi de etkileyecektir. Bilhassa, küresel salgının etkilerinin neler olacağı / ne kadar süreceği gibi belirsizlikler, net bir değerlemeyi daha da zorlaştırmakta.

Ekonomik Faydalar Neler

2016’dan beri ekonomik sıkıntılar yaşayan Türkiye’de, heyecan yaratan asıl şey, keşfin ekonomik değeri oldu. Bazı yıllar 50bcm doğalgaz tüketen ve 50 milyar dolar enerji ithalatı yapan Türkiye’nin, enerjide dışa bağımlılıktan kurtulmasının, cari açığı sıfırlayarak döviz girdisi ihtiyacını azaltacağı umudu, birçok kesimin odağı. Esasında, Türkiye’nin cari açığı, enerjiyi ithal etmesinden değil, ithal ettiği enerjiyi düşük katma değerli işlerde harcamasından ileri gelmekte. Yine de, keşfin ciddi ekonomik faydaları olacağı aşikar. Kısa vadede belirgin bir ekonomik fayda tanımlamak zor olsa da, orta ve uzun vadeli ekonomik faydalar, azımsanmayacak düzeyde.

Doğalgazın kendi piyasa değerine ek olarak, rezervin, 2020 ortalarına kadar peyderpey yenilecek olan uzun dönemli doğalgaz alım sözleşmelerinde, doğalgaz ithalatçısı Rusya gibi ülkelere karşı Türkiye’nin doğalgaz ithalat fiyatını azaltıcı etki yapacağı söylenebilir. Kendisi de doğalgaz üretebilen bir Türkiye’nin, doğalgazı daha ucuza almasıyla, hem dış ticaret açığı azalabilir, hem ortalama doğalgaz fiyatı azalacağı için, sanayi dahil tüm tüketiciler daha ucuz doğalgaz tüketebilir, hem de doğalgazlı elektrik santrallerinin girdi maliyeti düşeceği için, elektrik fiyatları da düşebilir. Elektrik fiyatlarının düşmesiyse, elektrik sektörü için kötü bir haber. Enerji girdilerinin azalması, Türkiye’nin ürettiği mal ve hizmetlerin küresel piyasalardaki rekabetçiliğini artırıcı bir etki de yapacaktır.

Kolay yoldan, doğal kaynak sahibi zengin bir ülke olma hayali, hevesli yorumculara daha cazip gelse de, keşfedilen rezervin stratejik değeri, ekonomik değerinden daha önemli. Öncelikle, neredeyse bütün uluslararası çalışmaların gösterdiği gibi, doğalgazda küresel bir arz fazlası var ve bu fazlanın kısa süre içinde dengelenmesi beklenmiyor. Arz fazlasının doğalgaz fiyatlarını düşük seviyede tuttuğu bir gelecekte, kısıtlı bir ekonomik fayda için, bu önemli varlığımızı ucuz fiyatla tüketmemek daha akılcı. Ayrıca, Türkiye’nin cari açık ve yüksek enerji ithalat faturası gibi sorunları, hemen bugün canımızı yakan sorunlar. Yani, keşfedilen rezerv, bugünkü derdimize derman değil. Bugünkü ekonomik faydaları zayıf olan keşfin, yarınki stratejik faydaları çok daha büyük.

Siyasi Faydalar Daha Önemli

Uluslararası İlişkiler literatürüne göre, bir ülkenin toplam güç kapasitesi, o ülkenin sahip olduğu milli güç unsurlarının bir bileşkesidir. Milli güç unsurları, ülkenin coğrafi konumu, nüfusu, ordusu, ekonomik gücü, teknolojik ve endüstriyel imkanları, siyasetçilerinin ve diplomatlarının kabiliyetleri ve sahip olunan doğal zenginlikler gibi birçok unsuru içerir. Bir ülke, milli güç unsurlarına ne kadar çok sahipse, toplam güç kapasitesi de o nispette artar. Bu açıdan bakılınca, Karadeniz’deki doğalgaz keşfi de, Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynakları ve ekonomik gücü artırıcı bir etki yapmak bakımından, Türkiye’nin toplam güç kapasitesine katkı yapacaktır.

Milli güç optimizasyonu açısından değerlendirildiğinde, keşfin ekonomik değerinden ziyade stratejik değeri daha ön plana çıkmakta. Her şeyden önce, başka doğalgaz rezervleri de keşfedilinceye değin, Türkiye’nin elindeki, dikkate değer tek doğalgaz rezervinin bu olduğu gerçeğinden hareket edilmeli. Daha başka doğalgaz rezervleri de muhtemelen bulunacak dahi olsa, ikinci bir saha asla bulunamayabilir de. Dolayısıyla, doğru soru, bu rezervin ekonomik değerinin ne olduğu değil, ‘elimizdeki yegane doğalgaz rezervini nasıl değerlendirmeliyiz?’ şeklinde olmalıdır. Cevap, bu sahanın kullanımında, enerji ekonomisinden ziyade enerji güvenliğini öncelememiz gerektiğidir.

Türkiye’nin doğalgaz tüketiminde neredeyse tamamen ithalata bağımlı bir ülke olması, ülkenin dış politik tercihlerinde ciddi kısıtlar yaratmakta. Yine de, doğalgazda dışa bağımlılığın bedelinin, ‘iktisaden kaldırılabilir ve siyaseten katlanılabilir’ olduğu inkar edilemez. Rusya’yla yaşanan uçak krizinden sonra doğalgazın kesilmemesi, bunun bir örneği. Başka doğalgaz sahaları da bulununcaya değin, keşfedilmiş sahanın, kısa vadeli ve geçici bir gelir doruklaştırmasını hedefleyen yüksek üretim hacimlerindense, uzun vadeli ve kalıcı bir stratejik üretim hacmiyle devam etmesi, doğalgaz tedarikinde yaşanacak muhtemel kriz anlarında, ülkenin hayati ihtiyaçlarını kendi üretimiyle giderebilmesini sağlar.

İleride bulunacak başka sahalar, salt ekonomik faydalarına göre değerlendirilmeye devam edebilir. Ama başka rezervler bulunmazsa ve bu rezerv de kısa süre içinde hızla tüketilirse, şimdiki ithalatçı ve bağımlı pozisyonumuza geri dönmüş olacağız. Doğalgaz arz güvenliğini temin edebilmek için, Tuz gölünde, milyarlarca dolar harcayarak doğalgaz depoları inşa eden Türkiye için bu ilk rezerv, stratejik bir depo gibi, her şeyden değerlidir. Hatta bu saha, ekonomik olarak üretilebilir çıkmasa dahi, stratejik faydası sebebiyle değerlendirilmelidir.

Karadeniz’deki bu keşif, iyi kullanıldığı takdirde, Doğu Akdeniz’deki çekişmelerde de Ankara’nın elini güçlendirebilir. Doğu Akdeniz’le alaka ve menfaati bulunan uluslararası şirketler, Karadeniz’deki muhtemel müteakip keşiflerde hissedar hale getirilerek, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye muhasım faaliyetlerin içinde bulunmaktan caydırılabilir. Bu sayede, muzaffer deniz kuvvetlerimizi kullanma ihtiyacı hissetmeden, dış politik meselelerimizi barışçıl usullerle çözme konusunda elimiz güçlenebilir.

Diğer taraftan, keşfin, Türkiye açısından küresel siyasette eksen değiştirici, oyun kurucu bir niteliği olmadığını belirtmek gerekiyor. Her şeyden önce, Türkiye’nin, dünyanın bir ucundan gelip burnunun dibinde operasyon yapabilen örneğin Amerika, Rusya ve Almanya gibi aktörlere karşı zafiyeti, enerjide dışa bağımlılığından ziyade, F-35 gibi bir uçağı, S-400 gibi bir savunma sistemini, milli Altay tankının motorunu veya Kovid-19 aşısını üretememesinden, bu ülkelerden gelecek turistlere muhtaç olmasından ve küresel finansal ve ekonomik mimaride kural koyucu kapasitesi olmamasından ileri gelmekte. Keşfedilen rezerv, bunların hiçbirinde kökten bir değişiklik yapmayacak. Dolayısıyla, tek başına bu rezervle, Türkiye’nin siyasi ekonomik kapasitesinde bir sıçrama beklenmemeli.

Şu husus da çok önemli, Türkiye, tarihinde ilk kez, hanehalkı tüketimine konu olan bir doğal kaynak zenginleşmesiyle karşı karşıya. Bunun bir benzerini hiç yaşamadık ve devlet tecrübemizde bunun bir karşılığı yok. Bu sebeple, bu doğal kaynağı devletçi ve iç siyasi hesapları sübvanse edici bir çerçevede mi, kısa süreli geçici refah doruklaştırması için mi, yoksa ülkenin uzun erimli stratejik faydasına mı kullanacağımız henüz belirgin değil. Bu sorunun cevabı, Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefini de etkileyecek. Serbest bir doğalgaz piyasası inşa etmediğimiz müddetçe, Türkiye’nin enerji merkezi olması, uzak bir hedef olarak kalmaya devam edebilir.

 

*”Bu yazı Enerji Panorama dergisinin Ağustos 2020 tarihli sayısı için özel hazırlanmıştır. Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Türkiye Enerji Vakfı’na aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

Share.

About Author

Türkiye Enerji Vakfı (TENVA), enerji kaynakları, teknolojileri, politikaları ve enerji piyasalarında gerçekleşmekte olan ulusal ve uluslararası gelişmelere aktif katkı sunmak için 2012 yılında faaliyetlerine başladı. Enerji sektörüne özel Türkiye'nin ilk ve tek düşünce kuruluşu olmanın verdiği ağırlıkla çalışmalarını gerçekleştiren TENVA bünyesinde; Enerji Teknolojileri ve Sürdürülebilirlik Araştırma Merkezi, Uluslararası Enerji Politikaları ve Diplomasisi Araştırma Merkezi, Enerji Piyasaları ve Düzenleyici İşlemler Araştırma Merkezi yer almaktadır. TENVA, dünya piyasalarındaki eğilimler ve politik gelişmeler dikkate alınarak; uluslararası bir bakış ve disiplinler arası bir anlayış ile sektörü ele alıyor ve bu anlayış çerçevesinde 2013 Haziran ayından bu yana aylık olarak Enerji Panorama dergisini yayınlıyor.

Yorum Bırakın!