Yenilenebilir Enerjide Yerli Aksam Üretimi

0

Doç. Dr. Kürşad Derinkuyu
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi-TENVA Direktörü

Kürşad Derinkuyu @Twitter

Yenilenebilir enerji politikamızda iki konu her zaman gündemdeki yerini korumuştur. Yenilenebilir enerji kaynaklarımızdan en verimli şekilde yararlanabilmek ve bu üretimi yapacak santralleri yerli üretim ile ülkemize kazandırabilmek. Unutmamak gerekir ki, ilk kurulum maliyetleri yüksek olan bu santralleri tamamen dışarıdan temin ile hayata geçirmek, aynı büyüklükte bir doğalgaz santralini birkaç yıllık yakıtı ile birlikte almaya benzer. Dolayısıyla yerli üretim dış ticaret açığının azaltılmasında ve arz güvenlik seviyesinin daha da yükseltilmesinde önemli bir unsurdur. Bu konuyu 2018 yılı nihai YEK listesi özelinde incelemeye çalışacağız.*

2018 yılı için 19.266 MW kurulu gücün YEK listesine girdiğini görmekteyiz. Hidrolik kaynaklar 11706 MW kurulu güç ile başı çekerken, rüzgar 6200 MW ile ikinci sırada yer almaktadır. Sonrasında jeotermal 997 MW, biyokütle 349 MW ve güneş ise 14 MW kurulu güç ile listede bulunmaktadırlar. Bu sayıların istikrarlı bir şekilde her yıl artıyor oluşu, yenilenebilir enerji kaynaklarımızı yıldan yıla daha verimli kullanabildiğimize bir işaret olarak alınabilir. Son yapılan rüzgar ihalelerinde fiyatın eksi 2.87 Cent/kWh’e kadar gerilemesi hem teknoloji ve tecrübede artık rekabet edebilir seviyeye gelindiğini göstermekte hem de EPİAŞ ve enerji piyasalarında oluşan fiyata olan güvene işaret etmektedir. Ancak yerli üretim teşviği de alamayan bu negatif fiyatların yatırımcıyı en ucuz teknolojiye yönlendirme riski olduğu unutulmamalıdır. Şekil 1 yıllara göre YEKDEM’den yararlanan santrallerin kurulu güçlerini vermektedir.

Yenilenebilir enerji kaynaklarımızı yıldan yıla daha fazla kullanmayı başardığımız açık olsa da artık madalyonun diğer tarafındaki soruyu kendimize sorma zamanı geldi. Acaba bu başarıyı yerli imalat üretimi ile mi elde ettik? Yoksa dışarıdan alarak kolaycılığa mı kaçtık? Elbetteki bir anda %100 yerli üretime geçmek mümkün olmayacaktır. Zaten bir kısım genel geçer parçaların üretimi anlamlı da olmayabilir.  Bu durumda yerli üretim amacımızda yolun neresindeyiz? Ne kadarlık bir başarı elde edebildik?  Her ne kadar bu soruların cevabı çok çetrefilli olsa da genel bir çerçeve çizmeye çalışacağız.  İlk önce Tablo 1’de verilebilecek en yüksek alım garantilerini yeniden hatırlayalım.

Tablo 1’de görüldüğü üzere yenilenebilir enerji yatırımcıları yerli üretim ürünleri kullanmaları halinde ek olarak II sayılı cetveldeki miktarları da 5 yıl boyunca alabilmekteler. Ancak hem ekonomik parametreler hem de ilgili ürünün teknolojisinin veya güvenilirliğinin yurt içinde henüz sağlanmamış olması yatırımcıların kararını yurtdışı üründen yana kullanmalarına sebep olabilmektedir. Bu yüzden biz de son 5 yıla bakarak yerli üretimin yatırımcılar tarafından ne oranda tercih edildiğini inceledik.

Tablo 2’de görüldüğü üzere hidrolik kaynaklardan üretimde ek olarak alınabilecek 2,3 dolar cent / kWh’nın ikisini alıp toplam alım garantisini 9,3’e çıkartmak mümkün olmuş. Genelde kanal tipi hidrolik santrallerinde yerli üretim tercih edilirken, rezervuarlı, göl tipi veya nehir tipi hidrolik santrallerde yerli üretim tercih edilmemiş. Son 5 yılda YEKDEM’e katılan 6907,8 MW kurulu gücünde hidrolik santralin 6758,2 MW (%97,8’i) kurulu gücündeki miktarı yerli üretimi hiç tercih etmemiş. Ortalama yerli teşvik miktarı 0,03’de kalarak yerli ekipman kullanımı %1,3 gibi oldukça düşük bir seviyede kalmış. Halbuki 2,3’lük terli üretim teşviğinin ikisi alınabildiğine göre mevcut yerli teknolojide bu oran %86,9’a kadar çıkabilme potansiyeli taşımaktadır.

Rüzgar santrallerinde ise verilen 3,7 dolar cent / kWh ek teşviğin en fazla 1,4’ü alınabilmiş (%37,8). Hidroliğin aksine rüzgarda belli bir miktar yerli üretime eğilim görmekteyiz. Son 5 yılda eklenen 3823,5 MW kurulu gücün 3170,9 MW’lık (%82,9) kısmı en az bir aksamda yerli üretimi tercih etmiş. Ortalama yerli üretim teşviği 0,7 dolar cent / kWh olurken, bu durumda yerli kullanım %19,1 seviyesinde bulunmaktadır.

Güneş santrallerinde henüz iki yıllık veri bulunsa da 6,7 dolar cent / kWh ek teşviğin 0,44 dolar cent / kWh kısmı bir santral tarafından alınmış görünmektedir. Ancak ortalamada yerlilik oranı ancak %3,8 seviyesindedir. Ancak hem rüzgarda hem de güneşteki YEKA’lar sayesinde bu oranların hızla yükseleceği ümit edilmektedir.

Tablo 3’de benzer bilgiler jeotermal ve biyokütle için verilmiştir. Jeotermal kaynaklardan yerli üretimde ek olarak alınabilecek 2,7 dolar cent / kWh alım garantisi olup bunun 1,3’lük miktarı (%48’i) bazı yatırımlarda alınabilmiştir. Son 5 yılda YEKDEM’e katılan 857,5 MW kurulu gücünde jeotermal santralin 448 MW (%52,3’ü) kurulu gücündeki miktarı yerli üretimi tercih etmiştir. Ortalama yerli teşvik miktarı 0,51 dolar cent / kWh olup alınabilecek teşviğin %18,8’ine tekabül etmektedir.

Son olarak biyokütle kullanan santrallerde ek olarak 5,6 dolar cent / kWh alım garantisi verilmekte olup bunun en yüksek 1,7’lik kısmı alınabilmiştir (%30,4) . Ancak son 5 yılda YEKDEM’e katılan 221 MW kurulu gücünde biyokütle kaynak kullanan santralin 181,8 MW (%82,2’ü) kurulu gücündeki miktarı yerli üretimi ne yazık ki tercih etmemiştir. Ortalama yerli teşvik miktarı 0,13 dolar cent / kWh seviyesinde kalmış olup olup alınabilecek teşviğin %2,4’ü oranında bulunmaktadır.

Her ne kadar genel ortalamalar çok iç açıcı görünmese de 2018’de ilk kez sisteme katılan 1044 MW kurulu gücündeki santralin 564 MW’lık (%54) kısmında en az bir yerli aksam görmekteyiz. Bu santrallerin yerli aksam kullanım oranı da %17.6 olmuştur.

Ancak 2015-2019 stratejik plana baktığımızda 5. Tema’nın (Teknoloji, Ar-Ge ve İnovasyon) 11. Amacında (Enerji ve Doğal Kaynaklarda Yerli Teknoloji) dönem sonu itibarıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik enerjisi üretim tesislerinde yerli ekipman kullanım oranı hedefi %45 olarak belirlenmiş bulunmaktadır. Dolayısı ile daha alınacak çok yol vardır.

Son olarak bu hedeflere ulaşabilmek adına bazı tartışma konularına değinmek de fayda bulunmaktadır:

1. Yerli ekipman envanterinin oluşturulması. Stratejik planda 2016 sonunda aslında yapılmış olması gerekiyordu ancak bilgilerin pek çok kurumun elinde dağıtık olarak bulunuyor olması ilgili envanterin oluşturulmasını zorlaştırmaktadır. Kim, nerede, neyi, ne kadar miktarda, ne kadar zamanda üretebiliyor? Hangileri ne kadar teşvikten yararlanmaya hak kazandı? Yetişmiş insan kaynağı nedir ve seçilecek politikanın yetişmiş eleman ihtiyacı ne kadar olacaktır? Bu soruların ivedilikle cevaplanması ve envanter dökümünün artık bir an önce oluşturulması elzemdir.
2. Kritik teknoloji ve sürdürülebilirlik tanımları. Yol haritasının tamamlanabilmesi için (stratejik plana göre 2015 sonunda aslında yapılmış olması gerekiyordu) desteklenecek sektörlerin uygun bir metodoloji altında önem sırasının oluşturulması, destek miktarı ve yöntemlerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu metodolojinin içinde istihdama katkısı, diğer sektörlerle çarpım etkisi, ihracat potansiyeli, ithalat risk ölçütü, rekabet edebilirlik (destek sonrası sönümlenme riski) gibi parametrelerin bulunması son derece önemlidir.
3. %51 yerlilik tanımı ve yerli malı formulasyonu. Yapılan üretim yerli malı ve bilgi birikimi ile mi yapılmıştır sorusu uzun zamandır tartışılan bir konudur. Bir ürüne yerli malı belgesi vermek için işletilen prosedürün şeffaf, adil ve hesaplanabilir olması, metodolojinin içerisinde oynamalar yapılarak farklı sonuçların üretilemiyor olması gerekmektedir.

4. Hibrit, depolama ve yeni teknolojiler. Hızla değişen dünyamızda yeni teknolojilere adaptasyon bizi bir adım öne taşıyacaktır. Ancak gerek melez sistemler olsun gerekse depolama ve elektrikli araçlar gibi yayılmakta olan teknolojiler olsun bunların sistemimize eklenmesinde ciddi mevzuat boşlukları bulunmaktadır. Yatırımcıların doğru yönlendirilebilmeleri için gerekli altyapının kurgulanması faydalı olacaktır.

5. Yazılım ve yönetim sistemleri çözümleri. Her ne kadar yerli aksam denildiğinde akla elle tutulabilir ürünler gelse de günümüzde yazılım ve yönetim sistemleri rekabetçi kurumlar oluşturmakta son derece etkili olmaktadırlar. Günümüzde siber tehlikeye karşı arz güvenliğinin oluşturulmasında da önemli paya sahiptirler. Gelişen ve karmaşıklaşan teknolojide dağıtık sistemlerin yönetimi, Scada sistemine hakimiyet, kaynakların ve santrallerin optimal kullanılması gibi konular etkin bir piyasa ve güvenli bir sistem işletimi oluşturulmasında ehemmiyet arz etmektedir.

Ülkemizin arzu ettiği hedeflere emin adımlarla ilerlemesini temenni ederiz.

*”Bu yazı Enerji Panorama dergisinin Ocak 2018 tarihli sayısı için özel hazırlanmış ve yayınlanmıştır. Yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Türkiye Enerji Vakfı’na aittir. Tekrar yayınlanması halinde kaynak gösterilerek bu sayfaya aktif bağlantı sağlanması zorunludur.”

Share.

About Author

Türkiye Enerji Vakfı (TENVA), enerji kaynakları, teknolojileri, politikaları ve enerji piyasalarında gerçekleşmekte olan ulusal ve uluslararası gelişmelere aktif katkı sunmak için 2012 yılında faaliyetlerine başladı. Enerji sektörüne özel Türkiye'nin ilk ve tek düşünce kuruluşu olmanın verdiği ağırlıkla çalışmalarını gerçekleştiren TENVA bünyesinde; Enerji Teknolojileri ve Sürdürülebilirlik Araştırma Merkezi, Uluslararası Enerji Politikaları ve Diplomasisi Araştırma Merkezi, Enerji Piyasaları ve Düzenleyici İşlemler Araştırma Merkezi yer almaktadır. TENVA, dünya piyasalarındaki eğilimler ve politik gelişmeler dikkate alınarak; uluslararası bir bakış ve disiplinler arası bir anlayış ile sektörü ele alıyor ve bu anlayış çerçevesinde 2013 Haziran ayından bu yana aylık olarak Enerji Panorama dergisini yayınlıyor.

Yorum Bırakın!